Amir, Hassan’a ihanet ettiği anda çocukluğu bitiyor. Ama Hosseini’nin zekasi şurada Amir’i kötü adam yapmıyor. Onu anlaşılır yapıyor ve bu çok daha rahatsız edici. Kendi korkaklığını tanıyan, ama o anda yine de hareketsiz kalan biri. Amir’e kızıyorsun çünkü kendini tanıyor. Hassan ise romandaki en büyük yazınsal sorun fazla kusursuz, fazla sadık, fazla kurban. Bir insan değil, neredeyse bir ahlaki sembol.
Roman duygusal olarak çok hesapli. Hosseini seni aglatmak istediği yerleri biliyor ve oraya doğru bilinçli yürüyor. Bu ustalık mı, manipülasyon mu tartışmalı. Sonun getirdiği “kurtuluş” biraz kolay, biraz çabuk geliyor. Suçluluk boyle temizlenebilir mi?
1979’da Batılı bir yazar için Japonya’yı bu derinlikte işlemek sıradışı. Trevanian yüzeysel egzotizme düşmüyor ya da düşmeye çalışıyor ama zaman zaman tutunuyor. Trevanian’ın Amerika nefreti kitap boyunca tekrarlanıyor. CIA, Hollywood, tüketim kültürü, amerikan yüzeyselliği hepsi tek boyutlu karikatüre indirgeniyor. Eleştiri meşru, ama bu kadar tekrar edince didaktik bir vaaza dönüşüyor.