Sence halkın ezici çoğunluğu hakikatin ne olduğuna aldırıyor mu? Umurlarında bile değil! Sadece rahat bırakılmak ve hayal güçlerini besleyecek masallarla kandırılmak istiyorlar. Peki ya adalet? Şahsi ihtiyaçları karşılandığı müddetçe onlar için bu kavramında zerre ehemmiyeti yok.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Esasen her türlü tarikat, mensuplarını aldatma üstüne kurulur. İnsanların idrak kabiliyetleri farklı farklıdır. Onları idare etmek isteyen biri bu kabiliyetlerin sınırlarını tespit ederek dikkate almaya mecburdur. Kalabalıklar peygamberlerden mucize istediler. İtibar sağlayabilmek için peygamberler kendilerinden istenileni yapmak zorundaydılar. Bilinç seviyesi ne kadar düşerse fanatiklik de o ölçüde artar. Kısacası ben insanlığı iki temel gruba ayırırım. Birinci grupta neyin ne olduğunu bilen bir avuç insan vardır. Diğer guruptaysa hiçbir şeyin farkında olmayan kitleler. Birinci grup liderlik etmek ikinci grupsa onları izlemekle yükümlüdür.
Hiçbir şey gerçek değil, her şey mübah düsturu aslında garip derecede iki farklı yöne çekilebilecek bir felsefe. Ne denilmek istendiğini tam manasıyla idrak edemeyen şahıslar için bunlar yalnızca boş sözlerden ibaret olabilir. Ama anlayanlar için bu düstur ömür boyu önlerinde bir yıldız misali parıldayacaktır.
Eğer insanlar vasıtasıyla bir şeyler elde etmek istiyorsan onların kaygılarıyla arana mümkün olduğunca mesafe koymak zorundasın. Bu şekilde daha rahat hareket etme imkanı bulmuş, yüreğinden gelen gereksiz itirazlara kapı açmamış olursun.