Ali Sami Doğru

Ali Sami Doğru
Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu devlete adını veren Osman Bey’dir. Ancak küçük bir beyliğin yukarıda izah ettiğimiz gibi büyüyüp, gelişmesi ve diğer Anadolu beyliklerini nüfuzu altına alması Rumeli’nin ele geçmesi ile alakalıdır. Eğer Osmanlılar Rumeli’ye geçmeselerdi, Anadolu’daki diğer beyliklerden fazla bir farkları olmayacak ve kısa sürede tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolup gideceklerdi. Bu yüzden hükümdar olmamasına rağmen önce Karesi topraklarının fethinde oynadığı rolle, ardından da Rumeli’ye geçişi ve yerleşmeyi sağladığı için Osmanlı İmparatorluğu’nun gerçek kurucusu Süleyman Paşa’dır.
Tarih
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Halil İnalcık, Osmanlı fetihlerinin kılıçtan ziyade istimâlet (gönül çekme) ismi verilen uzlaştırıcı bir politika ile gerçekleştirildiğini belirtir. İstimâlet, Müslüman olmayan ahalinin çeşitli vaatlerle kazanılması sayesinde Osmanlı hakimiyet sahasının genişletilmesidir. Osmanlı idaresi yaptığı propagandayla İslâm’ın ananevi müsamaha politikası çerçevesinde gayrimüslimlere can ve mal güvenliği ile dinlerinde serbestlik tanıyor ve eski feodal bağlılıklarından kurtarıyordu.
Tarih
Osmanlı tarihindeki üzerinde düşünülmeden tartışılan konulardan birisi de, matbaanın Türkiye’ye geç gelmesi meselesidir. Bu mesele tartışılırken İstanbul’da bulunan 90 bin hattatın buna engel olduğu anlatılır. Bu bilgi üzerinde araştırma dahi yapmadan bir an düşünülse, böyle bir şeyin mümkün olamayacağı rahatlıkla anlaşılır. Bırakın 90 bin hattatı, belki İstanbul’daki esnafların tamamı bu kadardır. Yine matbaanın gelmemesi tartışılırken, “geldi de ne oldu?” diye sorulmaz. Matbaanın kurulmasından İbrahim Müteferrika’nın ölümüne kadar geçen yaklaşık 20 yıllık dönemde Müteferrika’nın gayretleriyle 17 kitap (23 cilt) basılabilmişti. Müteferrika’nın ölümünden sonra ise yalnızca bir kitap basıldı ve ondan sonra matbaa 46 yıl faaliyetine ara verdi. Bu durum matbaanın kurulmasının yanısıra faaliyetinin de tamamen İbrahim Müteferrika’nın gayretleri ile yürüdüğünü, ancak buna karşılık toplumda kitap basımına fazla bir rağbetin olmadığını açıkça gösterir. Türkiye’ye matbaanın geç girişi hep tartışılmış, fakat matbaanın gelişinden sonra, ne olduğu üzerinde fazlaca durulmamıştır. XVIII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda basılan kitap çeşidi elliyi bulmazken, aynı asırda Japonya’da on bin çeşit kitap basılmıştır. Üstelik bu yüzyılda Japon kalkınması henüz başlamamıştır ve Avrupa’da basılan kitap çeşidi de Japonya’dan çok daha fazladır.
Tarih
İnsan hayatının tamamını dört duvar arasında geçirebilir. Kendisini tutsak olarak hissetmediği müddetçe tutsak sayılmaz. Ama kainatın sonsuz büyüklüğünü, milyonlarca yıldızı, galaksiyi görüp, onlara asla erişemeyeceğini bilen biri için koskoca dünya hapishaneden farksızdır. İdrak ettikleri şey zamanın ve mekanın tutsağı haline getirir.
Edebiyat
Dünyadaki en garip yaratık, hiç şüphesiz insanoğlu diye mırıldandı. Bir kartal gibi uçmak istiyor ama kanatları yok. Bir aslan kadar kuvvetli olmak istiyor ama pençeleri yok. Onu ne kadar noksan yaratmışsın ey tanrı! Üstüne üstlük bir de onu cezalandırmak için noksanlarını idrak etme yeteneğini de vermişsin.
Edebiyat