Tambiah iyi bir araştırmacı ve iyi noktalara parmak basıyor. Fakat bilimin ne olduğu konusundaki -fikrimce- çok ters bir savını anlatmış bu kitapta.
Tambiah'a göre gelişim lineer bir şekilde evrilerek yaşanmadı: yani büyü ile batıl, sonra din, sonra bilim ve akılcılık diye atlayarak ilerlemedik. Ona göre insanlık, bu kavramların dozlarında ve tarzlarında yaptığı değişimle (kültür) yaşayarak bugünkü kusurlu bilimsel akılcılığına geldi. İşte kanıtı da bugünkü bilimsel araştırmalarımızın keyfiyeti, ayrımcılığı, türevleri... "Hem, Pagan ritüellerini İbrahimi dinlerin aşağısına koyan bazı ateistler, bugün niye uğurlu formalarıyla maç izliyorlar?" minvalinde yazıyor Tambiah.
Güzel bir sorgu fakat bence geçersiz. Evet ilerleme lineer değildir ve baskıcı bir insan dünyasında evreni bilim ve felsefe ile sorgulamaya çalışıyoruz. Evet bilim insanı dediklerimiz irrasyonel komploculuklarla da karşımıza çıkabiliyor; ancak bu bilimin değil de o bireylerin sorunu değil mi? Yani kötülük de yapsak, kötülüğe maruz da kalsak bunu bilime atfetmek ne kadar mantıklı? Bilim bir metottur, sağlam bir yapıdır, üstüne bulaştırdığınız lekeyi özüne ait sayamazsınız.
İnsanlık tarihinde karşınıza çıkanlar bilimin kullanım alanları ve sonuçları olsa da; insan olarak zihninize yansıyan ve içgüdülerinize hitap eden, idrak edebildiğiniz BİLİM, "doğada gerçekleşen (olan) şeyler"in algılanmaya çalışılmasından ibarettir.
Doğayı fiziksel ve maddesel bir bağımsız gerçelik olarak kabul edersek (rasyonel olan budur), onu -gerekirse testlerle- açıklama girişimleri nasıl taraflı olabilir? Bilime yapışık tuttuğumuz taraflı şeyler vardır fakat bunlar "taraflı yan" değil, "yanındaki taraflar"dır. Sağlam bir binaya sürdüğünüz domates lekesi "binanın temelinde"dir fakat binanın temeline ait
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sıyrıldığımız zaman yaşamak kaygısından
Ne düşler görebilir insan, düşünmeli bunu.
Bu düşüncedir felaketleri yaşanır yapan.
Yoksa kim dayanabilir zamanın kırbacına?
Zorbanın kahrına, gururunun çiğnenmesine
Sevgisinin kepaze edilmesine
Kanunların bu kadar yavaş
Yüzsüzlüğün bu kadar çabuk yürümesine
Kötülere kul olmasına iyi insanın
Bir bıçak saplayıp göğsüne kurtulmak varken?
Kim ister bütün bunlara katlanmak
Ağır bir hayatın altında inleyip terlemek
Ölümden sonraki bir şeyden korkmasa
O kimsenin gidip de dönmediği bilinmez dünya
Ürkütmese yüreğini?
Bilmediğimiz belalara atılmaktansa
Çektiklerine razı etmese insanları?
Bilinç böyle korkak ediyor hepimizi:
Düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor
Yürekten gelenin doğal rengini.
Ve nice büyük, yiğitçe atılışlar
Yollarını değiştirip bu yüzden
Bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.