Bunu (hilafeti) lüzumundan fazla büyütmek ve buna başka türlü mânalar vermek hurafeye, masallara kadar gitmek ve korkunç bir hale koymakta ne mâna vardır? Evet bunun bir mânası vardır, o da görenektir. Efendiler, görenektir. Kafalar alışmış, gözler alışmış, zihin alışmış, başka bir şey değil. Maalesef her türlü zulümlerine katlanarak alışmışız. Memleketi malikânelerine çevirmişler. Milleti uşak gibi kullanmışlar, bir şey dememişiz.
Efendiler ahali bu hakayıkı anlamazmış, bilmezmiş. Anlatalım, bildirelim; vazifemizdir. Ahali anlamamışsa kabahat onlarda değil anlatmayanlardadır, bildirmeyenlerdedir. Bundan sonra anlatalım, ikaz edelim, irşat ve tenvir (aydınlatma) edelim ve bu zavallı memleketi artık yürütelim. (Bravo sesleri). Hilâfet, hilâfet diye çökmüş gitmişiz. Harap ve turabolmuşuz. Ne malımız, ne canımız, ne mülkümüz kalmış. Bütün memleket yoksulluk içinde kalmış. Yevm-i hilafetin imhasını efendiler?... (Bravo sesleri) Artık yürüyelim, dirilelim. Bütün âlemi medeniyet almış yürümüş, tarik-i terakkide dev adımlarıyla gidiyor. Biz bunların arkasında boynu bükük yetim gibi bakıp bakıp da (Geçti kervan, kaldık dağlar başında) mı diyelim? (Handeler) doğrusu insan müteessir oluyor. Ne yalan söyleyeyim aynı zamanda insana hiddet de geliyor. Ne acayip şey! Din-i İslâm bu kadar âli ve terakkiperver bir din olsun da biz Müslümanlar millet ve akvam (milletler) içinde en geride kalalım. (Handeler ve alkışlar)
(Adliye Vekili Seyid B.)