Grotius'un kaçtığı gün hapishanesinin duvarına yazdığı şu sözleri kazımıştı: "Bazen insan kendisinde çok mutluyum deme hakkını asla bulamayacak kadar çok acı çeker"
Kitabı okuduğunuzda Hollanda'yı görmek isteyeceğinize emin olabilirsiniz. Eve lale alıp yetiştiresim geldi desem yeridir :)
Bir çırpıda okunabilecek sade, akıcı ve heyecanlı bir eser.
Siyah Lale
-spoiler-
-spoiler-
(ÖZET)
Romanımız 1670'li yılların Hollanda döneminde geçmektedir. Tarihte Fransa-Hollanda savaşında geçen döneminde Hollanda Cumhuriyetini temsil eden De Witt kardeşlerin infazı ile olaylara dahil oluruz. Bu kardeşlerin ölümü öncesinde olan halkın kini ve öfkesine yakından tanık oluyoruz. Ölümünden evvel işlerin kötüye gideceğini anlayan Cornelis Witt, vaftiz oğlu olan Cornelis Van Baerle'ye bazı mektupları iletir ve içine bakmadan saklamasını söyler. Vaftiz oğlu Cornelis Van Baerle babasının aksine siyasetle hiç ilgisi olmayan ve en büyük tutkusu olan lalelerine yetiştirmeye adamış bir kişiliktir. (Ta ki hayatına Frizli bir güzel çıkana dek)
De Witt kardeşlerinin ölümünden sonra hayatına zorda olsa devam eden Cornelis van baerle hayatını siyah laleyi yetiştirme yönüne adamıştı. Siyah lale onun için yarışmadan veyahut para ödülünden daha fazlasıydı. O işin tutkusundaydı. Van Baerle gibi tutkulu olsa da karakter olarak tam zıttı diyebileceğimiz düzenbaz komşusu lale yetiştiricisi Isaac Boxtel'de bu yarışın içerisindeydi. Sürekli rakibi olarak gördüğü Cornelis'i izler ve siyah lalenin kendisinin olmasını hayal eder. Bir gün babasının verdiği mektuplarını da gözlemiş olan Boxtel şeytani planını devreye sokarak Cornelis'i vatana ihanet suçundan gizlice ihbar eder. Cornelis van baerle infaz edilen masum babasının vasiyetine uyarak mektupları hiç açmamış olsa da kendi odasında bulunduğu delilden dolayı tutuklanır. Ancak tutkusu öyle güçlüydü ki siyah laleleri verecek soğanları yanında götürür. Mahkumiyeti sırasında orada her şeyi değiştirecek güzel Frizli bir
Eğer ki insanlığa ve yaradılışa dair merak ettikleriniz olduysa bu kitabı okumak sizin için biçilmiş kaftan olacaktır. Farklı bakış açıları katmasıyla beraber günümüzde dahil bazı davranışları geçmişteki köklerimizle bağlı olduğunu idrak edebiliyoruz.
Kitap başlangıçta bazı insan türlerinin tanımıyla bizi karşılıyor.
Homo rudolfensis (Doğu Afrika)
Homo erectus (Doğu Asya)
Homo neandertalensis (Avrupa ve Batı Asya)
Homo sapienslerin bu diğer türlerin arasından nasıl sıyrılıp günümüze kadar gelebildiğine dair önemli bilgiler sunuyor. Bilhassa Homo sapienslerin geliştirdiği sosyal ilişkiler, yarattıkları ortak güven kurumları (para) ile tarımsal devrim öncesinden günümüze kadar olan sürecini bir belgesel tadında sizlere anlatmakta.
Başlangıçta daha çok tanımlara ve özelliklere dayanan eserde sonrasında bir tarihi şablon olarak sizi ilk zamanlardan günümüze kadar bir tarih yolculuğunun içerisine dahil ediyor.
"Eğer rahipler ve piskoposlar İsa'ya inanmasalardı Hristiyanlık 2 bin yıl süremezdi. Amerikan demokrasisi, eğer başkanlar ve kongre üyeleri insan haklarına inanmasalardı 250 yıldır süremezdi. Modern ekonomik sistemde, eğer yatırımcıların ve bankerlerin çoğu kapitalizme inanmasaydı kapitalizm bir gün bile süremezdi."
İngiliz yazar Daniel Defoe'nin yazdığı dünya klasiklerinden birisidir. Aslında biz Robinson'u hep hayatta kalma ile ilişkilendirdik. İlk aklımızda canlanan imge ıssız bir ada olmuştur. Bir yetişkin gözüyle tekrar okuduğumda bundan daha fazlası olduğunu kesinlikle keşfettim.
Örneğin bir maceraperest ruhuyla başlayan ve bu arzusunun bedelini nihayetinde bir ıssız yere düşmekte bulan Robinson için olası senaryolardan birisiydi. Tek bunlarla sınırlı kalmayıp bu yaşam mücadelesi içerisinde yaşadığı psikolojik buhranlar, kendisiyle iç çatışmalar, Tanrısal düşünceler ve orada sahip olduklarını yitirme kaygıları gibi birçok duyguyu çok net bir şekilde hissettiriyor.
Kaderin cilvesidir ki bir süre sonra yollarının tesadüfen kesişeceği o esmer tenli insan (nam-ı değer Cuma) dostluğun ve bağlılığın ne kadar güzel olduğuna dair en güzel somut örneklerinden birisi.