Normalde nasıl tatlı yediğimi düşündüm: Hızla, genelde televizyonun karşısında bir şeyler izlerken, daha ağzımdaki lokmayı tam çiğnemeden diğer lokmayı ağzıma tıkarak, ne yediğimi bile anlamadan bitirirdim hepsini. Çoğu zaman fark etmeden, dikkat etmeden yiyordum. "Otomatik pilotta yiyordum."
Bilinçli farkındalık, kişisel gelişimden ziyade kişisel kabulmüş aslında. Amaç, olduğumuzdan farklı bir insana -daha mutlu, daha huzurlu, daha sakin mesela- dönüşmek değilmiş. (...) olduğu haline merakla, açıklıkla yaklaşmaya niyet etmek demekmiş.
Hepimize her an eşlik eden bir sunucu, bir yorumcu, bir hikâye anlatıcısı yokmu?
Ne duyduğumuzu, ne gördüğümüzü, ne hissettiğimizi bize özetleyip, içine bir sürü yorum katıp söyleyen, geçmişi hatırlatıp gelecek hakkında düşündürten bir hikâye anlatıcısı...
Biz insanlar düşüncelere sahiptik. Düşünceler bize sahip değildi.
Biz sadece düşüncelerin oluştuğu yerdik.
Aynısı bize verilen etiketler veya yazdığımız hikâyeler için de geçeereli.
Etiketlerimiz var fakat biz etiketlerimiz değiliz.
Biz etiketlenmenin gerçekleştiği yeriz.
Davranışsal anlamda sabit diye bir şey yoktur: Kimse hayatının her anında zeki, utangaç, sabırlı veya depresif değildir. Hepimizin içinde geniş bir dizi vardır.