"Ve kucaktaki bebekler kadar masum ölen aksakallılar vardır ve bu içinde bulunduğumuz yılda da hala mağara adamları doğmaktadır. Geleceği ait gerçekler,geçmişe ait gerçekler ve hiçbir zamana ait olmayan gerçekler vardır"
Darwin, tüm ahlaki duyguların gerçek temelini, "hayvanın hemcinslerinin oluşturduğu toplumdan haz almasına, onlara karşı belli bir miktar duygudaşlık hissetmesine ve onlara çeşitli hizmetlerde bulunmasına yol açan toplumsal içgüdülerde", gördü; duygudaşlık burada tam anlamıyla anlaşılmaktadır; bir ortaklaşa acı çekme ya da "sevgi" duygusu olarak değil, bir "yoldaşlık duygusu" ya da "karşılıklı duyarlılık" olarak, başka birisinin duygularından etkilenebilme yeteneği anlamında
Zend-Avesta tarafından öğretildiği gibi, kötü Ehriman'a karşı etik mücadelenin erdemin ilk şartı olup olmadığı soruluyor.¹
Ahlaki ilerlemeye ihtiyacımız var ama ahlaki cesaret olmadan, ahlaki ilerleme olanaklı değildir.
Modern bir etik sisteminin tatmin etmesi gereken çok önemli bir koşul şudur: Birey girişkenliğinin engellenmemesi gerekir; çünkü bu, krallığın ya da türün iyiliği kadar yüksek bir amaçtır.
Binlerce su kuşunun Kuzey Kutbu okyanusunun kıyılarındaki "kuş dağları"nın çıkıntılarına yuva yapmak için uzak güneyden sürüler halinde geldiklerini ve burada en iyi konum için kavga etmeden yaşadıklarını; birçok pelikan sürüsünün deniz kıyısında yan yana yaşadığını ve her sürünün kendi balık avlama bölgesinde kaldığını; binlerce kuş ve memeli türünün, kavga etmeden, beslenme alanları, yuva yerleri, yatacak yerleri ve avlanma bölgeleri ile ilgili belli bir anlaşma yaptıklarını gördüğümüzde ya da başka bir kuşun yuvasında çer çöp çalmış olan genç bir kuşa aynı koloninin tüm kuşları tarafından saldırıldığını gördüğümüzde, oracıkta hayvan toplumlarmdaki eşitlik ve adalet duygusunun kökenini ve gelişimini yakalarız. Ve nihayet, her hayvan sınıfında o sınıfın daha yüksek temsilcilerine (böcekler arasında karıncalar, eşekarıları ve arılar, kuşlar arasında turnalar ve papağanlar, memeliler arasında daha yüksek gruptan geviş getirenler, maymunlar ve insanlar) doğru ilerlediğimiz oranda bireyin grubunun çıkarları ile özdeşleşmesinin ve sonunda hatta kendini feda etmesinin oran olarak arttığını görürüz. Bu noktada yalnızca etiğin esaslarının değil, daha yüksek etik duyguların da doğal kökenini görmezden gelemeyiz