"Ve kucaktaki bebekler kadar masum ölen aksakallılar vardır ve bu içinde bulunduğumuz yılda da hala mağara adamları doğmaktadır. Geleceği ait gerçekler,geçmişe ait gerçekler ve hiçbir zamana ait olmayan gerçekler vardır"
"Kesinlikle," der, Feuerbach, "ahlakın temel ilkesi mutluluktur ama bir kişide yoğunlaşmış mutluluk değil; çeşitli kişilere uzanan, beni ve seni kucaklayan, yani tek taraflı olmayıp iki ya da pek çok taraflı olan mutluluktur."
Her yalan "ego”nun bir alçaltmasını, insanın kendisini başkalarından aşağı olarak kabul etmesini ima eder. Comte'un kuralı şudur:Başkalarından bir şey gizlemeyecek şekilde yaşa.
Dünyamız," diye öğretti, Schopenhauer, "kusurlu bir dünyadır; hayatımız ıstıraptır; 'yaşama irademiz' bizde arzular uyandırır ve bir bu arzuları gerçekleştirmeye çalışırken engeller ile karşılaşırız. Ama engeller aşılıp arzu tatmin edilir edilmez, yeniden tatminsizlik doğar. Hayatın etkin katılımcıları olarak şehitler haline geliriz. İlerleme acısız olmaz. Aksine, kültürün gelişimi ile birlikte ihtiyaçlarımız da artar; onları tatmin edememek yeni acılar, yeni hüsranlar getirir. İlerleme ve kültür arttıkça, insan zihni ıstıraba karşı daha du- yarlı hale gelir ve yalnızca kendi acısını ve ıstırabını hissetmekle kalmayıp başka insanların ve hatta hayvanların ıstıraplarını da yaşama kapasitesi kazanır. Sonuç olarak insan, ahlakın temelini ve tüm ahlaklı davranışların kaynağını teşkil eden ortak acı çekme duygusunu geliştirir."
Ahlak öğesi insanda doğuştan değildir, gelişimin bir ürünüdür. İnsanlık. bazı mükemmel yatkınlıklara sahiptir ama kötü olanlarına da sahiptir; tek tek bireyler, bütünün iyiliği için çalışmaya hazırdırlar ama diğerleri bununla ilgilenmek istemezler.