"Ve kucaktaki bebekler kadar masum ölen aksakallılar vardır ve bu içinde bulunduğumuz yılda da hala mağara adamları doğmaktadır. Geleceği ait gerçekler,geçmişe ait gerçekler ve hiçbir zamana ait olmayan gerçekler vardır"
Böylelikle Huxley, doğanın öğrettiği dersin gerçekte bir kötülük dersi olduğunu (s. 85) ama insanlar örgütlü toplumlar halinde birleşir birleşmez nereden geldiğini bilmediğimiz, doğanın bize öğrettiği her şeye mutlak suretle karşı olan bir "etik süreç"in ortaya çıktığını; sonradan hukukun, âdetlerin ve uygarlığın bu süreci geliştirdiğini ileri sürdü.
Bir "kozmik süreç" yani evrensel hayat ve bir "etik süreç"; yani ahlaki hayat vardır ve bu süreçler birbirlerine taban tabana zıttırlar; birbirlerinin olumsuzlanmasıdırlar. Bitkiler, hayvanlar ve ilkel insanlar dahil, doğanın tümü kozmik sürece tabidir: Bu süreç kana boyanmıştır; güçlü gaganın ve keskin pençenin zaferinden yanadır. Bu süreç tüm ahlak ilkelerinin yadsınmasıdır.
Tüm duyarlı yaratıkların payına düşen, acı çekmedir; bu, kozmik sürecin esas bir bileşenidir. Maymunun ve kaplanın karakteristiği olan var olma mücadelesi yöntemleri, onların ayırt edici özellikleridir.
İnsanın en yüksek ahlaki amacı adalete ulaşmaktır. "İnsanoğlunun bütün tarihi," der, Proudhon, "insanın bu hayatta adalete ulaşma çabasının tarihidir". Tüm büyük devrimler adaleti zor yoluyla gerçekleştirme çabasından başka bir şey değildirler ve devrim, araç; yani eski baskı biçimine geçici bir süre üstün gelen şiddet olduğu için, fiili sonuç daima bir zorbalığın diğerinin yerine geçmesi olmuştur. Ancak, her devrimci hareketin itici gücü daima adalet olmuştur ve her devrim, sonradan neye doğru yozlaşırsa yozlaşsın, toplumsal hayata daima belli bir miktar adalet getirmiştir. Adaletin tüm bu kısmi gerçekleşmeleri sonunda adaletin yeryüzü üzerindeki tam zaferine götürecektir.
Adalet," diyordu, "tepeden gelmez; ne de kişinin çıkarlarının hesaplanmasının bir ürünüdür; zira hiçbir toplumsal düzen böylesi bir zemin üzerine inşa edilemez
Hak, herkeste doğal olarak var olan, tüm diğerlerinden kendi kişiliklerindeki insan saygınlığına saygı göstermelerini talep etme kabiliyetidir; görev, herkesin bu saygınlığı başkalarında tanıması talebidir. Herkesi sevemeyiz ama her insanın kişisel saygınlığına saygı göstermeliyiz. Başkalarının sevgisini talep edemeyiz ama kesinlikle kişiliğimize saygı gösterilmesini talep etme hakkımız vardır. Karşılıklı sevgi üzerine yeni bir toplum inşa etmek imkânsızdır. Ama karşılıklı saygı talebi üzerine yeni bir toplum inşa edilebilir ve edilmelidir.