"Ve kucaktaki bebekler kadar masum ölen aksakallılar vardır ve bu içinde bulunduğumuz yılda da hala mağara adamları doğmaktadır. Geleceği ait gerçekler,geçmişe ait gerçekler ve hiçbir zamana ait olmayan gerçekler vardır"
Faydacılar hakkında konuşmaktadır ve onların ahlak kavramlarının faydalarına yönelik tasalardan kaynaklandığı sonucuna nasıl vardığını şöyle açıklar: "İnsan toplumu," diye yazar Simth, "onu belli bir soyut ve felsefi ışık altında düşündüğümüz vakit, düzenli ve ahenkli hareketleri bir tane uyumlu sonuç üreten büvük, muazzam bir makine gibi görünür." Makinenin içinde ne kadar az gereksiz sürtünme olursa, faaliyeti o kadar zarif ve güzel olur. Benzer şekilde, hayatta, bazı eylemler sürtünmesiz ve çatışmasız bir hayat üretme eğilimindeyken, diğerleri tersi bir sonuç doğurur ama çatışma nedenleri azaldıkça, toplumsal hayatın akışı daha kolay ve pürüzsüz olacaktır. Dolayısıyla, faydacı yazarlar bize toplumsal hayatın sayısız yararını ve toplumsallığın insanın önünde açtığı yeni ve geniş ufukları anlattığında, okur genelde bu keşiften o kadar keyif alır ki hayatında daha önce aklına gelmemiş olan bu politik görüşün o farklı nitelikleri (yani insanın erdem- leri ve kötülüklerini] hep birlikte düşünmeye alıştığı onama ya da kınama için zemin teş- kil etmesinin mümkün olmadığını düşünmeye vakit ayırmaz."
Benzer olarak eğer aklımız, dostluk, cömertlik güçlü şekilde gelişmiş olsaydı adalete ihtiyaç olmazdı. "Zaten en güçlü eğilim ile benim mutluluğumu gözetmeye istekli olduğunu bildiğimde, başkasını neden bir davranış ya da bir söz ile bağlayayım ki? Neden komşumun tarlası ile benimki arasına sınır işaretleri koyayım ki?" vs. (S. 223.) Genel olarak, ne kadar fazla karşılıklı iyilikseverlik olursa, adalete o kadar az ihtiyaç olur.
Bütün insanlar özgür ve eşit doğarlar; herkesin yaşama ve özgürlük hakkı vardır; herkesin doğal güçlerini ve yeteneklerini geliştirmeye eşit hakkı vardır; herkesin din ve vicdan özgürlüğüne hakkı vardır.
Helvétius'un fikirlerinin temel özellikleri şunlardır: İnsan "duyumsal" bir hayvandır ve insan doğasının temelinde duyumlar yatar; insan faaliyetinin tüm biçimleri bu duyumlardan kaynaklanır. Dolayısıyla, en yüksek ahlak yasası haz arama ve acıdan kaçınmada yatar; bu ikisi şeylerin özelliklerini ve başkalarının eylemlerini yargılamamızı sağlar. Haz veren ve yararlı olan şeye erdem, bunun tersine kötülük deriz
"Dinin etkisi altında ahlaklılığa dönen bir insan" diye yazdı, "sıkı şekilde zincirlenmiş bir kaplanda olan uysallıktan ya da nezaketten daha fazla doğruluğa, dindarlığa ve kutsallığa sahip değildir."