Şimdi, güneş batıyordu ufukta, insanları sıkıntılarından bıkmış, onların adeletsizliğinden tiksinmişti sanki. Akşam, doğanın gövdesine sermek için karanlığın ve sessizliğin iplikleriyle ince bir tül örmeye başlamıştı. Başımı göğe kaldırdım ve simgeleriyle suslenmiş o mezarlara doğru uzattım kollarımı ve haykırdım avazım çıktığı kadar: "Bak, senin kılıcın, ey yiğitlik, dikilmiş toprağa!.. Bak, senin çiçeklerin, ey aşk, solmuşlar güneşte!.. Bak, senin çarmıhın, ey Nasıralı İsa, örtülmüş gecenin karanlıklarıyla!.."
Dünyanın suni parıltısına kapılıp hayatın sırlarını göremez.Geçici zevklere düşüp varoluşun gizemlerini algılayamazdı. O da, öbürleri gibi, her şeye ve herkese dair sevgisini ve nefretini göstermekte acele ederdi ve onlarla ilgili gecikmiş pişmanlıkları hayranlıktan, bağışlamadan ve hoşgörüden ziyade acı alay ve ironiye yol açardı.