İyiyi, "yüce ve güzel her şeyi" anladıkça bataklığıma daha çok batıyor, canlılığımı daha çok yitiriyordum. Ama önemli olan, bütün bunların bende rastgele değil, sanki öyle gerektiği için olmasıydı. Sanki benim en olağan durumumdu bu, hiç de bir hastalık, bozulma değildi; öyle ki, sonunda bu bozulmayla savaşma isteğim de bitti, kayboldu gitti.