Anta Lena

Anta Lena
@Antalena
Kalıplardan sıyrılıp özgürleşmenin mutluluk olduğunu anlayalı çok oldu. Okurum, seyahat ederim ve yaşarım.
Turizm
Üniversite
Peru, Türkiye
Muğla
37 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Kesimlik hayvanlar
Uzaktaki ahırlardan hayvan sesleri geliyordu ama seslerin hangi hayvana ait olabileceğini ayıracak bilgim yoktu. ‘Bu hayvanlar hiç uyumuyorlar mı?’ diye geçirdim içimden. ‘Belki de et olacaklarını bildiklerinden kalan hayatlarını uykuda ziyan etmemek için direniyorlardır, kim bilebilir ki bunu!’
Sayfa 190 - Tarhan·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Herkesin fikri en doğru
Üzerinde deri kemer olan bol kot pantolonunu göbek hizasına çekerek düzeltti, gömleğinin açık düğmelerini kapatarak kendine çeki düzen verdi. “Et yemek istersen dolapta et de var,” “Et yemediğimi söyledim ya,” dedim tepki olarak. “Tamam, yeme bobacım, ne öğrettilerse o!” dedi anlayışlı bir tebessümle. “Öğretilmekle ilgisi yok.” “Neyle ilgisi var?” “Bilinçli bir canlının bilinci olan başka canlıları yiyebilme felaketinden bahsediyorum.” “Haklısın, herkesin fikri en doğru, dini en gerçek, ülkesi en güçlü. Hayat böyle işliyor, kim aksini iddia edebilir ki!"
Sayfa 188·Kitabı okudu
Cinnet gibi bir karartı
Ansızın fark ettim cinnet gibi yaklaşan karartıyı. Uzaklara doğru titreyip incelmekte olan ağaçlı yolla büyüyen kavruk bulutlar arasında süzülen bir terene benziyordu ama tren değildi. Metalden bile daha çorak bir şeydi, daha ruhsuz. Tıka basa insanla dolu at arabalarıydı bunlar, onlarca, peş peşe dizilmişlerdi. Mezbahadan geliyorlardı. “Bugün her şey ölüme benziyor,” diye düşündüm. Korkmuyordum, korkabilirdim de, çok normaldi, “Burası tuhaf bir yer, insanın tüylerini diken diken ediyor,” diye düşünmeyi sürdürdüm. Durduğum yere mıhlanıp kalmıştım. Kadınlar, erkekler ve gençlerden oluşan insanlar bana bakarak önümden geçip gittiler. Laf atanlar, alaycı bakışlarıyla ezenler, varlığım hiç önemli değilmişçesine şarkı türkü söylemeye devam edenler oldu, hatta gençten biri kafama küçük bir elma fırlatıp eğlendi. Bir başka genç iki elini kullanarak cinsel çağrışımlı bir hareket yaptı, kızın biriyse dilini çıkardı. Düpedüz aşağılayıp gittiler beni. Başımın üzerinde, gözümün önünde sağa sola sürüklenen tozların içinde çöle atılmış bir denizanası gibi kalakaldım.
Sayfa 177·Kitabı okudu
Ölü Kasaba
Kasabaya yokuş aşağı inerek geldim. Kibele Dağı eteklerindeki batı yükseltilerinin suyunu akıtan büyükçe bir akarsuyun kenarındaki bu yer büyük sayılmazdı. Bellice köyüne hiç benzemiyordu, ne evleri kerpiçti, ne de iç içe, üst üsteydi. Yapılar kuşlara serpilmiş darılar gibi dağınıktı, yeşil bahçeleri vardı, kuş seslerinden başka ses duyulmuyordu. Yollar boş, merkez bomboştu. ‘Bu insanlar nerede,’ diye düşündüm. Ölü bir kasabaydı, ‘et kadar ölü.’
Sayfa 169·Kitabı okudu
Ceset görüntüsü verilmiş fasulye
"Geçmişte soya bitkilerinden alınan DNA’yı genetiği değiştirilmiş bir mayaya yatırıp ete tadını veren ‘hem melokülleri’ elde edildi, itibar görmeyince sürdürülmedi. Yeniden neden denenmesin? Kıvamını da ayarladınız mı alın size et.” Besin maddesi olarak dahi sınıflandıramayacağım et, nasıl benim için bir ölünün parçasıysa tüm üçüncü nesil için de öyleydi. Nitekim kardeşim yüzünü ekşitip ablama baktı, “Ceset görüntüsü verilmiş fasulye mi, iğrençsin abla.” Babaannemin çağdaş sürümü ablam sinirlendi, “Senin aklın ermez, bırak bilenler konuşsun,”
Sayfa 117·Kitabı okudu