Azgar süresi belirsiz suskunluğun ardından içini dışına vuran yüz ifadesiyle odanın havasını değiştirdi, olması gerektiği ölçüde davranacaktı,
“Bakın Jayen Hanım, ben namus, saygı, itaat, ahlak sözcüklerinin dillerden düşmediği bir ülkeden geldim, evet herkes birbirini bunların noksanlığıyla terbiye etmeye çalışırdı, esasında o kavramların hiçbiri hiç kimsede yoktu. Üstelik söylediğiniz nefret ve şiddet duyguları göletin dibindeki çamur gibi birikip kabarıyordu. Muhtemelen benim durumum da öyledir, mümkün yani, pek düşünmemiştim, hiç olmazsa ikiyüzlülük yapmıyor, kendimi gizleyip iyi insan numaralarına yatmıyorum. Sonuçta hepimiz diğerlerinden saklayıp üstüne kaygı duyduğumuz günahlarla iç içeyiz.” Gözlerini yerden çekti ve dosdoğru Jayen’in yüzüne baktı, “Hem belki birinin bana sevgiyi ve şefkati öğretmesi gerekiyordur!”
Azgar cümleleri zorlanmadan kurmuştu. Samimiyetin ve doğallığın her zaman işe yaradığını ayrımladı, çünkü Jayen’in yüz ifadesi değişmişti, evvelinde görmediği bir pembelik, bir sakinlik gelmişti ve her şey âdeta sihre benziyordu. Öylece sessiz kalıp beklediler.