Anta Lena

Anta Lena
@Antalena
Kalıplardan sıyrılıp özgürleşmenin mutluluk olduğunu anlayalı çok oldu. Okurum, seyahat ederim ve yaşarım.
Turizm
Üniversite
Peru, Türkiye
Muğla
37 okur puanı
Mart 2026 tarihinde katıldı
Et parçaları
“Hapishaneleri dört duvar olarak hayal ederiz, ama çoğu zaman dört duvar bizim özgürlük alanımızdır ve asıl hapishane dışarısıdır. İşin daha kötüsüyse bunu çocukken idrak etmek galiba...” Azgar'ın sesi ağır ve karasızdı, duygularının yoğunlaştığı ve ifade etmede zorlandığı durumlarda beyni sözcük deposuna dönüşüyor, arasından anlatmak istedikleriyle ilgili olanları seçip almak güçleşiyordu. “Bizim oradaki babaların içinde kızgın tenekeden organlar var, çocuklarını kasaptaki et parçaları gibi görüyorlar. Kız kardeşimle ben de para kazandıracak et parçalarıydık işte. Sıklıkla pancar toplamaya ya da eşya taşımaya giderdik, ahır temizlediğimiz de olurdu, bizim serüvenimiz bunlardı. Yaz aylarında da üç aylığına yaylalarda hayvancılıkla geçinen ailelere kiralanırdık, çobanlık yapmak için. Öyle bedavaya karın doyurmak yok ültimatomlarıyla büyüdük. O yılları düşününce güzellikleri değil, yoksun bırakıldıklarımı hatırlıyorum, çocuk olamadığımı, genç olamadığımı...”
Sayfa 168·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Namus, saygı, ahlak
Azgar süresi belirsiz suskunluğun ardından içini dışına vuran yüz ifadesiyle odanın havasını değiştirdi, olması gerektiği ölçüde davranacaktı, “Bakın Jayen Hanım, ben namus, saygı, itaat, ahlak sözcüklerinin dillerden düşmediği bir ülkeden geldim, evet herkes birbirini bunların noksanlığıyla terbiye etmeye çalışırdı, esasında o kavramların hiçbiri hiç kimsede yoktu. Üstelik söylediğiniz nefret ve şiddet duyguları göletin dibindeki çamur gibi birikip kabarıyordu. Muhtemelen benim durumum da öyledir, mümkün yani, pek düşünmemiştim, hiç olmazsa ikiyüzlülük yapmıyor, kendimi gizleyip iyi insan numaralarına yatmıyorum. Sonuçta hepimiz diğerlerinden saklayıp üstüne kaygı duyduğumuz günahlarla iç içeyiz.” Gözlerini yerden çekti ve dosdoğru Jayen’in yüzüne baktı, “Hem belki birinin bana sevgiyi ve şefkati öğretmesi gerekiyordur!” Azgar cümleleri zorlanmadan kurmuştu. Samimiyetin ve doğallığın her zaman işe yaradığını ayrımladı, çünkü Jayen’in yüz ifadesi değişmişti, evvelinde görmediği bir pembelik, bir sakinlik gelmişti ve her şey âdeta sihre benziyordu. Öylece sessiz kalıp beklediler.
Sayfa 158·Kitabı okudu
Tatlı patates çuvalı
Satenay işaret parmağını uzatarak Azgar’ın alnının ortasına dokunup hafifçe ittirdi, seni alnından şişlerim türünden gözdağıydı galiba, aynı esnada burnundan solumaya devam ediyordu, “Yardım mı, yardım ha...” Kesik kesik güldü. “Lan büyük ceza o sana. Bana dün gece kurduğun tuzağın ve o çaylak patronun karşısında beni düşürdüğün aciz durumun cezası. Benim iyiliklerim kötülüktür, daha öğrenemediysen, öğren.” Azgar, “Soytarının tekisin,” diyerek kadının elini yakalayıp geri savurdu. “Seni tatlı patates çuvalı... Bazen bilmemek en iyisidir, öğreneceklerin seni kendinden uzaklaştıracaksa bilmemek gibisi mi var? Hadi bakalım, korkunç gerçeği öğrendin sayemde, şimdi ötesini merak et, senden gizlenen o pasaportuna bakıp bakıp gündüz gece düşün, soracak kimse olmadığından suskunluğun ıstıraba dönüşsün, cesaretin kırılsın, terk edilmişliğinle ve sorularınla cenazeye benze ve kal oracıkta, hatta geber. Bundan iyi ceza mı olur sana? Korku evrenine hoş geldin!”
Sayfa 148·Kitabı okudu
Üç kısır katır
Kadın ona sözünü tamamlatmadı. “Bataklık kokulu iğrenç kötülüklere, boyundan büyük numaralara ve tanrıları dize getiren kurnazlıklara saygı duymayı öğrenemediysen benimle işin olmaz, duydun mu? Merhamet, utanç ve iyilik kadar arsız duygu var mı evrende, insanlık tarihi boyunca bu üçü ne işe yaradı? Sorsan papağan gibi üç erdem deyip överler ama kimse o kavramları sevmez. Bunlar ikiyüzlülük ve sahtecilikle dolu bir yük arabasını çeken üç kısır katırdır. Ömrünü bomboş emellerin peşinde koşarak geçiren insanlar için gayet adil ceza. Evet, numaracıyım ve kötüyüm, kendimi saklamıyorum, erdem arıyorsan işte asıl erdem bu. Peki, sen nesin? Ne siyah, ne beyaz, kül rengi bir ağaç kabuğu, beğendin mi?”
Sayfa 147·Kitabı okudu
İnsan nasıl öldürülür
Azgar, gerçekten patron öldüğü için üzülmüyordu, bunun kaderle ilgisi yoktu. En fazla olması gerekenin olduğuna dair hisler taşıyordu yahut biraz daha acımasız bakarsa onun ölümü hak ettiğini düşünebilirdi, ama düşünmüyordu, açıkçası olayı kafasında evirip çevirmiyordu. Ne var ki yaralana yaralana yaralamayı öğrendiği de açıktı. Merhamet budalalığı denen kavramdan Afganistan günlerine dönme korkusu kadar nefret ediyordu. “Ben Baobab’dan farklıyım,” diye düşündü, “Doğduğum yerdeki toprak benim toprağım değildi, asla oraya ait hissetmedim, oradaki beni öldürdüm ve doğama uygun bir toprağa geldim.” Azgar insanların tümünün öldürme arzusuyla dolu olduğunu fakat genellikle bu duyularının farkında varmadan öldürmeyi sürdürdüklerini de bilmiyordu. Gerçekten insanlar öldürdüklerini idrak edemeden öldürürler, kan akmadan, can vermeden ne çok insan ölür! Bazılarıysa kan akarak can çıkarak gelen ölümlerin kutlu olduğunu iyi bilir. ‘Öldürmeyi başaramazsan sen ölürsün,’ diye geçirdi aklından. İçgüdüsel bir tepkiydi, manifesto kabilinden.
Sayfa 142·Kitabı okudu