Hikayenin acılı sancılı aşığı Orhan'ın, sakinleşmek ve dinlenmek için Saklıkuyu'ya gider. Farklı yaraları olup kendilerini orada bulan üç insanla karşılaşır. Belma,Defne ve Ahmet Hilmi Bey ile sohbetinde buradan ayrılacağını oraya gittiği ilk günden beri söyleyen Orhan,kalmaya devam ettikçe bu kişilerle yakınlık kurar. Bu kişilerin ortak yanları,acı geçmişleridir, bağımlılıkları ve bu bağımlılıklardan doğan yaşanmışlıkların acılarıdır. Hepsinin yarası birbirinden ağır,hepsinin acısı birbirinden zor olan bu kişilerin bir arada oluşları,kendilerine ait sırları bulmaları ve hayatın tesadüften öte olduğunu okura anlatıyor.
Hikayenin karakteri olan Orhanı Milenaya ve Feliçeye mektuplarında okuduğum Franz Kafka’yı gördüm azda olsa.
“Aşk kendini vermektir, herşeyini feda etmektir, karşılığı olmadığını bilsen bile.”
Orhan’ın Firdevs’e olan bu tutkulu ve bir o kadarda acılı,sancılı aşkını okuyup Orhan’a kızan okurlar olabilir. Aşk insanı kör eder dedikleri deyim hikayede güzel bir biçimde yansıtılmış. Firdevs’in kalbinde başka bir insana olan aşkını göremeyecek kadar kör olmasından anlaşılıyor. Aşk insanı şaşkına çevirir hatta insanı tatlı bir şapşal haline bile getirebilir. Buda aşkın cilvesi olabilir. Aslında burda Orhanın saplantı olarak anlatılan aşkı;
Aşkın insana hükmettiğinin kanıtıdır.
İnsan sevgiye hükmedebilir, kalbindeki yangını söndürecek bir itfaiye kurumu henüz kurulmadı .
Kitabın sonundaki Firdevs’in Orhan’a yazdığı mektup hikayeye damga vursada. Bana göre Orhan Firdevs’e olan aşkının gücünü daha iyi anlamış ve Firdevs’in kalbinin başkasına ait olduğu gerçeğini hiç umursamamıştır. Çünkü aşk böyle insanı kör eder.
Kitaptan tek bir alıntı paylaşıyorum çünkü kitabın özeti bir cümle;
Ayrıca bil ki, bütün insanlar arasında en çok senden nefret ettim, en çok seni