Gehî zîr-i serde desti geh ayağı koltuğunda
Düşe kalka haste-i gam der-i lutf-ı yâre düştü
Burada müthiş bir sanat yapıyor büyük usta. Bir taraftan bakınca şunu diyor: Bir sarhoş anlatılıyor. Kâh şarap testisi başımızın altında ve kadeh koltuğumuzda olarak ve tabii sarhoşluk tesiri ile yalpalamak suretiyle yârin lütuf kapısına düştük; öbür taraftan bakınca da, “desti” demişti. Dest mâlum el demek. Eli başının altında, ağır hastalık sebebiyle başımızı dik tutamadığımızdan elimizle destek vererek ve topal ayağımız sebebiyle yürüyemediğimizden koltuk değneklerine dayanarak ve tabii bu durumda hastalık sebebiyle yalpalayarak yârin lütuf kapısına düştük. Ama diğer taraftan da bize şunu hatırlatır şairimiz; elleri başının altında ve ayağı koltuğunda (tekbir alış ve kâde-i âhirede oturuş.) Düşe kalka, rükü secde halinde, ömür boyu hacca giderek, namaz kılarak Yârin lütuf kapısına düştü. Tabii hikâye uzundur. Çocuk yaşlarda başlar, ilk önce caminin girişinde ayakkabılıkta, daha sonra içeriye girer ve Yârin lütuf kapısına doğru düşe kalka gider ve büyüdükçe ön saflara doğru gelmiş olursunuz. Ve bir gün ön saftan dışarıya baktığınızda musalla taşını görür ve sonsuz yolculuğa düşe kalka çıkılacağı gerçeğiyle karşı karşıya kalırız. Uzun bir hikâyeyi şairimiz kendi hassasiyetiyle böyle ifadeye koymuş.