Bana gelince, ben herkesle aynı adımı atıyorsam da herkesten ayrıydım. Sanki üzerinden eski devirlerin demirden treni geçmiş bir köprü gibiydim, yaşadığım sarsıntıdan dolayı hala titriyordum. Kendimi duyuyordum. Oysa ancak iltihaplı bir göz, kesilmiş bir parmak, ağrıyan bir diş kendini duyar, kendi bireyselliğinin bilincine varır; sağlıklı bir göz, parmak, diş ise hiç yok gibidir. Açık değil mi, birey bilinci yalnızca ve yalnızca bir hastalıktır. Ben belki de artık çalışkan, mikropları (mavi şakaklı ve çilli mikropları) güzel güzel yutan bir fagosit değilim; tam tersi, belki de bir mikrobum; belki de içimizde tıpkı benim gibi fagosit taklidi yapan binlercesi var. Ya bugünkü, aslında pek önemli olmayan olay, bütün bu yaşananlar, yalnızca bir başlangıçsa? Sonsuzluğun cam cennetimize gönderdiği alev alev yanan, gürüldeyen göktaşları sürüsünden ilk meteorsa?