Senin uzun zaman önce unuttuğun ya da rahatça unutabileceğin şey, bana şu an olmaktan, yarın da olacak. Bunu anımsa, o zaman sana ne için yazdığımı, ne için bu biçimde yazdığımı biraz anlayabilirsin.
Bizim için zaman ilerlemez. Döner. Bir ıstırap merkezinin etrafında döner sanki. Her ayrıntısı değişmez bir kalıba göre düzenlenmiş, yememizin, içmemizin, yürümemizin, uzanmamızın, dua etmemizin, hiç değilse dua için diz çökmemizin bile demirden bir formülün katı kurallarıyla belirlendiği bir yaşamın insanı felce uğratan durağanlığı; her korkunç günü en küçük ayrıntısına kadar bir öncekinin eşi kılan bu duranlık niteliği, yaşama nedeni sürekli değişim olan dış güçlere kendini iletir sanki. Bizim için bir tek mevsim vardır, “keder” mevsimi. Güneşle ay bile bizden uzaklaşmıştır sanki. Dışarıda günün maviliği ve altın ışıltısı hüküm sürebilir; ama altında oturduğumuz küçük, demir parmaklıklı pencerenin kalın camından içeri süzülen Işık gri ve soluktur.
Ama “sevgi” pazarda alınıp satılan bir mal değildir, tartıya vurulmaz. Sevginin verdiği mutluluk, zihnin mutluluğu gibidir, canlı olduğunu hissetmenin mutluluğudur. Sevginin amacı sevmektir; yalnızca sevmek, sonuna kadar sevmek.