!Spoiler içerir!
Yaban, bu ülkede herkesin ve özellikle kendini aydın kesimde görenlerin okuması gereken bir kitap.
Başkarakterimiz Ahmet Celal, savaşta tek kolunu kaybetmiş bir askerdir. İstanbul işgal edilince oradaki evini satar ve belli bir miktar parayla kendi emir eri olan Mehmet Ali'nin köyüne taşınır. Aslında bu hareketinin altında, fiziksel eksikliğinden duyduğu bir eziklik veya zorbalardan kaçma korkusundan ziyade, Anadolu halkıyla el ele, kol kola verme isteği yatar. Çünkü Ahmet Celal; ortak felaketlerin, savaşların ve acıların bütün bir insanlığı birleştirebileceğini düşünüyordur.
Ancak beklediğinin aksine köylü; sadece kendi ekinini ve tavuğunu düşünen, "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla hareket eden, hastalıktan ya da yokluktan beli bükülmüş, dünyaya kapalı bir halktır. Daha da kötüsü, köylü ona bir yabancı, bir düşman gibi bakar; ona "Yaban" lakabını takar. Kitapta, köylülerin ona nasıl bir yabancı gibi baktıkları şu cümlelerle anlatılır:
"Bu 'yaban' lafı, beni önce çok kızdırdı. Fakat sonra anladım ki Anadolulular, Anadolu köylüleri —tıpkı eski Yunanlıların kendilerinden başkasına 'barbar' lakabını vermesi gibi— her yabancıya 'yaban' diyorlar."
Yakup Kadri'nin Anadolu köylüsü betimlemelerini aslında hafifleterek anlattığımı düşünüyorum; çünkü kitapta bu köylüler, anlattıklarımdan çok daha sarsıcı ve sert şekilde tasvir edilmiş. Öyle ki insan kitabı okurken "Acaba yazar Anadolu köylüsünü bilinçli ve amaçsız olarak mı kötülüyor?" diye düşünmeden edemiyor. Ancak kitapta ilerledikçe anlıyorsun ki Yakup Kadri’nin derdi köylüyü aşağılamak değil; aslında kendine ve kendi sınıfına ağır bir tokat atmaktır. Yazar; kendisine, İstanbul halkına ve aydın kesime şu soruyu sorar: Eğitilmemiş, bakılmamış ve karnı doyurulmamış Anadolu halkından