İnsan niçin yaşadığını bilmezse, günü gününe yaşamakla kalıyor. Günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka bir zevki kalmıyor. Bugün nasıl yaşadım, soruna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün, gene aynı hayat.
İnsan ada değil ki
Yetsin kendi başına
Bir çakıl yerkürede
Okyanusta bir damla
Bir kum tanesi kopsa kıyısından
Küçülür Avrupa
Bir burun eksilmiş gibi anakaradan
Kendi toprağını yitirmiş gibi ya da bir dost yurtluğunu
Bir kişi bile ölse eksilirim ben
Tüm insanlığın parçasıyım dedim ya
Sorma her seferinde
Çanlar kimin için çalıyor diye..
Gel aşk gecesi, bize özlediğimiz, beklediğimiz unutuşu ver; bizi sevincinle sar; bu yalanlar dünyasından, ayrılıktan kurtar! Bak son ışık söndü! Dünyadan kurtularak acının sonsuzluğu üzerine gerilen o tanrısal alacakaranlıkta düşünce ve çekingenlik yiter, yalanlar biter; gözlerim sevinç içinde kapanır ve oluşun mucizesi başlar. İşte bu andan sonra dünya benim!
Ey, sonsuzlukta birleşmenin sevinci! Yanılma üzüntüsünden kurtulmanın, zamanın ve uzamın zincirlerinden kopmanın, seninle ve benim tanrısal sevincimiz! Günün aldatıcı işleri onları ayırabilir; ama büyülü içkinin sözleri açılalı beri yalanı bağışlamasını öğrenen yürekleri hiçbir şey aldatamaz artık. Ölüm gecesini aşkla geçirenlere, bu tatlı gizi çözenlere gün ışığı yalnızca özlem duyurur; sonsuz, gerçek, tanrısal geceye kavuşma özlemi..