"Arkadaşlarım bunun farkında değildi ama ben bu bağlantıların üstünde ya da dışındayım. Onlar gibi davranmaya, onlara benzemeye çalışıyorum, lâkin içim farklı, işte romanı yazan zavallı arkadaşımın inemediği derinliklerden biri de bu. O beni, politik geçmişi olan ve Kuzey sürgününe savrulmuş, sıradan insanlardan biri sanıyor. Başımdan geçenleri, benden daha ilginç buluyor. İçimdeki derin ve köklü karanlığın farkında değil. Çünkü insanları konuşarak tanıyamazsın. Konuşmak, canlı yaratıklar arasındaki en etkisiz iletişim aracı. Dil yalan söylüyor, olanları çarpıtıyor, insanlığın hiç bıkıp usanmadığı klişeleri tekrarlıyor. Bu yüzden, insanları dinlemek onları anlamak için yeterli değil."
Sami Baran geçmişinde yaşadığı acı bir anının bütün ağırlığını yüreğinde olanca azametiyle taşırken, bir hayale sığınmanın avuntusunu da tüm hazzıyla yaşıyor ve kurtulmak için kaçtığı gerçek dondurucu İsveç soğuğuna rağmen saç telinden ayak basparmağına kadar onu yakıp kavuruyor. Sami Baran yüreğindeki merhametin yüreğindeki sevgisizliği, kini ve nefreti öldürdüğü gerçek bir 'insan'...
İnsanın sevdiği için kendinden vazgeçebilmesi hayatta sahip olabileceği en büyük mutluluktur, çünkü koşulsuz bir teslimiyet, sınırsız bir güven , sonsuz bir sadakat vardır.
Yeryüzünde bunu başarabilen güneşi gördüğünde öleceğini bile bile karların altından başını çıkarıp aşık olduğu güneşe ilk son kez bakan kardelen kadar az...
Ama hayat devam ettiği müddetçe umut hep vardır, Kaf Dağı'nın ardında olsa bile...