Belki de Mevlânâ'nın dediği gibi, "her gelení alnımızın akyla misafir etmeli", "karanlık düşünce, utanç ve garez, hepsini gülerek karşılamalı."23 Kabul etmeli içeriye. Bunca yıl kaçtık, bunca yıl savaştık, belki de artık bu amaçtan vazgeçmeli. Lakin temkinli olmakta fayda var zira "Bu duyguyu yok etmeliyim" ne kadar katıysa, "Bu duyguyu kabul etmeliyim!" de o kadar katıdır. Her duyguyu öyle bir anda kabul edemeyiz. Ozellikle bizi zorlayan duygulara yüzümüzü dönmek, bazen acımızı ge-çıci olarak artırabilir. O yüzden yeri geldiğinde acıya yalnızca uzaktan bakmak da yeterlidir, yanına gelip yavaşça dokunmak da. Bunu yaparken de bir anda değil, yavaş yavaş ilerlemeli2* Kapı çaldığında, önce bakmalı gelen kimmiş diye. Kapıda bizi bekleyen her neyse, ona karşı merakla, ne olduğunu anlamak niyetiyle kapıya kulak kabartmalı. Belki daha sonra kapıyı aça-rak, misafiri içeri davet ederiz. İstemeye istemeye. Bir an önce gitmesini isteye isteye.