Her ne olursa olsun Alman gaddarlığı kolektif değilken, Alman sefaleti kolektif yaşanıyor. Dahası açlık ve soğuk, tıpkı işkence gibi aynı nedenlerle hukuki ceza yönetimleri arasında kabul edilemez.
Alex Schulman (1976-) İsveçli yazar, gazeteci.
Eser; Nils, Benjamin ve Pierre kardeşlerin annelerinin ölümü sonrası, annelerinin vasiyeti üzerine yazlık evlerine gitmeleri ile başlıyor. Sonrasında geçmiş ve şimdi harmanlanarak ilerliyor. Anlatıcı ortanca çocuk Benjamin. Benzer kitaplardaki gibi aile içi şiddet, ensest, alkol bağımlılığı.. bekledim ama daha sıradan, yaşanması daha muhtemel olaylarla ilerledi. Büyük, altı çizilecek cümlelerin olmadığı, sade ama güzel bir roman.
(Eseri, Gürsu Gür’ün seslendirmesi ile sesli kitap olarak dinledim. Bu ilk deneyimdi benim için. Öyle iş yaparken -dur bir dinleyeyim gibi olmuyormuş onu anlamış oldum. Dikkat vermediğinizde olayları kaçırıyorsunuz.)
Hayatta KalanlarAlex Schulman · Timaş Yayınları · 20252,205 okunma
John Fowles (1926-2005), İngiliz yazar.
Kitap, Kraliçe Victoria’nın 1837-1901 arasındaki saltanat dönemini kapsayan ve Viktorya dönemi olarak adlandırılan dönemde, güney İngiltere’nin Lyme bölgesinde geçiyor. Kahramanımız Charles, evlilik arefesinde, otuzlu yaşlarda bir paleontologdur. Nişanlısı Ernestina ile Lyme Regis’de vakit geçirirlerken yöredeki halkın ‘Fransız Teğmenin Kadını’ dediği Sarah ile karşılaşmasını ve ardından gelen olayları okuyoruz kitapta. Bunun yanında Darwin, Thomas Hardy, Dickens, Benjamin Disraeli, Marx gibi yazar ve fikir adamlarını da görüyoruz eserde (Hardy'nin ailevi dedikodusuna çok anlam veremedim veya tam anlayamadım). Kitap bize farklı alternatif sonlar da sunuyor.
Yıllar önce Fowles’in ‘Büyücü’ kitabını okumuştum ve çok beğenmiştim. Benzer tarzına rağmen bu kitabını o kadar beğenmedim. Yine de yazarın kaleminin gücü sayesinde kendini okutan bir kitap.
Jamaica Kincaid (1949-) Karayip kökenli Amerikalı yazar. Kitapta geçen Dominika gibi Karayip Denizindeki adalardan biri olan Antigua adası doğumlu.
Kitapta, kahramanımız Xuela’nın yaşam öyküsünü okuyoruz. En başta ‘Annem ben doğduğum anda öldü’ diyerek başlıyor hikayemiz. Doğum sonrası annesini kaybetmiş, İskoç asıllı bir babaya sahip Xuela, annesizliğin yanında kısmen baba ilgisinden de mahrum olarak büyüyor. Zaten bulunduğu Dominika adasındaki Afrika kökenlilerin sayısal çoğunluğuna göre azınlıkta sayılan melez durumundan dolayı da çevresinde bir çekinme yaratıyor. Bütün bu yokluklar (annesizlik, sevgisizlik, yalnızlık..) ruhsal sıkıntılarının yanında güçlü kişiliğinin oluşumuna da yardımcı oluyor.
‘Romantizm yenilenlerin sığınağıdır; yenilenler avunmak için şarkılara, tatlı bir ezgiye ihtiyaç duyarlar, çünkü baştan ayağa yaradırlar..’
‘Benim bir önemim yok, önemli olmak gibi bir arzum da yok, ama yine de bir şekilde önemliyim. ‘