Marcel Proust benim 2021’de Kayıp Zamanın İzinde serisini alarak tanıştığım yazarlardan biriydi. Serinin ilk kitabına başlamış ve 100 sayfa civarı okuduktan sonra bırakmıştım, sanki daha çok yol katetmem gerekiyormuş onu okumaya daha layık değilmiş gibi hissetmiştim. Şu an bakınca aslında bunun saçma bir düşünce olduğunu görüyorum çünkü hala hazır değilim. Böyle düşündüğümüz kitaplarda bence o kitabı o an okumak ve ileride tekrar okumak gerekiyor, çünkü erteledikçe de geç kalmış hissediyoruz. En azından ben böyle hissettim.
Hazlar ve Günler de Marcel Proust’un 20li yaşlarında yazdığı anlatılarından ve şiirlerinden oluştuğu için bu kitapla başlamak istedim. Her bölümü farklı ve benzer temalar içeriyor; ölüm, kıskançlık, sosyete hayatı, snoplar, aşk, haz duygusu, hırs gibi. En çok sevdiğim kısımlar; bir genç kızın itirafı, ilk hikaye olan Sylvanie Vikontu Baldassare Silvande’ın Ölümü ve son hikaye olan Kıskançlığın sonu hikayesi oldu. Proust okumak bana güneşli havalarda arkada kuş sesleri varken çimenlere uzanmış gözlerim kapalı, her şeyden uzak, ruhumu dinlendirmek gibi hissettirdi. Özellikle bugün son kısımları okurken hava güneşliydi ve kuş sesleri vardı. Pencereyi açıp güneşin önünde okudum ve bana çok iyi geldi, hikayelerin karakterleri bazen sinir etse de.
Hazlar ve Günler kitabıyla Marcel Proust’a giriş yapmış oldum ve bunun devamında diğer aylarda Kayıp Zamanın İzinde serisiyle devam etmek istiyorum. Ama bence Marcel Proust’a başlamak için bu kitap şart değil, Kayıp Zamanın İzinde serisiyle başlamak daha iyi olur.