Ben hayatım boyunca pranga mahkumiyetlerinden kaçan köksüz bir ağaç oldum.
Bana sorsanız gerçek yaşam hiç durmadan dosdoğru denize doğru gitmektir.
Öyküler söylemek, öyküler dinlemek, öyküler yaşamak.
Yıldızların arasına ağ örmeye çalışan bir örümcek çılgınlığında tek bir mumla dünyayı aydınlatmaya kalkmaktır.
Güzel bir yuvada yaşama inanıyordum, güvenli ve makul bir hayata, sağlıklı gıdaya, iyi zaman geçirmeye, çalışmaya, inanca ve umuda.
Bunlara her zaman inandım.
Akşam yıldızı çayırların üstüne ölgün ışıklarını dökmektedir, az sonra esaslı bir gece çökecektir, dünyayı kutsayan, bütün nehirleri karartan, tepeleri sarıp sarmalayan, son kıyıyı da kapayan gece, ve kimse kimseye ne olacağını bilmeyecektir, yaşlanmanın çaresiz sefaletinden başka.
Korku ve öfkenin hüküm sürdüğü bir çağda, başkasını tehdit olarak değil, hikâyesi henüz açılmamış bir insan olarak görebilmek.
Sevgi edilgen bir duygu değil asla, adalet arayışında cesaret, başkasıyla karşılaşmada merhamet ve kendine yönelik yüzleşme isteyen etkin bir eylem.
Hem yarayı gör, hem de onu onarmaya talip ol.
Dünya kimliklerin, sınırların ve korkuların ötesinde; vicdanı önceleyen, daha geniş bir “biz” fikrine muhtaç.