Beat Kuşağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası sanayileşmenin hızlandığı ve tüketim toplumuna doğru hızla yol alınan dönemde, kapitalist sisteme, muhafazakarlığa, Amerikan değer yargıları ve hayat tarzına tepki olarak bir grup üniversite öğrencisi tarafından kurulan bir akım. Beat Hareketi, sanatın birçok alanını etkilemiş olmakla beraber topluluğun edebi bir grup olmasının etkisiyle en çok edebiyatta kendini göstermiş. Kerouac da bu topluluğun kurucularından biri ve Yolda eseri akımın en önemli romanlarından sayılıyor.
Materyalizmi ve sosyal eşitsizliği insanlara vurulan bir pranga, huzur ve mutluluğa bir engel olarak gören Beat Kuşağı, zamanla dünyayı ve farklı kültürleri keşfetmeyi, her türlü tabuyu yıkmayı amaç edinen, Doğu felsefesinden de etkilenen, yaşamı bir yol olarak görüp bu yoldan zevk almayı ve her türlü otoriteye başkaldırmayı esas alan bir altkültürü doğurmuş. Yolda bu altkültürün çok güzel bir şekilde kaleme dökülmüş hâli.
Büyük ölçüde otobiyografik bir roman olan Yolda’da Kerouac, 1940’ların sonunda, bir üniversite öğrencisiyken ABD’yi baştan başa turlamak üzere çıktığı yolculuğu anlatıyor. Çoğunlukla otostop yaparak, farklı şehirlerde farklı farklı işlerde çalışıp günü kurtaracak kadar para kazandığı yolculuklar bunlar. Bu yolculuklar sırasında dostluklar ve ilişkiler kuruyor, kimisiyle yolları ayrılıyor, içiyor, eğleniyor, parasız kalıyor ama yol hep devam ediyor.
Dil ve anlatım konusunda da tabuları yıkmayı amaçlamış Beat Kuşağı. Üzerinde çalışılmış lezzetli ve edebi cümleleri kullanmıyor; doğaçlama, yaşanılanları olduğu gibi, hayatın kendisi gibi, olduğu şekilde ya da buna en yakın haliyle anlatma taraftarı. Kerouac da kendi serüvenini bu şekilde kaleme alıyor; 1951 yılında, üç hafta evden çıkmadan, daktilonun başına oturup yolculuklarını baştan sona