Beat Kuşağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası sanayileşmenin hızlandığı ve tüketim toplumuna doğru hızla yol alınan dönemde, kapitalist sisteme, muhafazakarlığa, Amerikan değer yargıları ve hayat tarzına
Beat Kuşağı, İkinci Dünya Savaşı sonrası sanayileşmenin hızlandığı ve tüketim toplumuna doğru hızla yol alınan dönemde, kapitalist sisteme, muhafazakarlığa, Amerikan değer yargıları ve hayat tarzına
Jack Kerouac la yolculuğa çıkıyoruz..
Geçmişte bölük pörçük okuduğum kitabı tekrar okumadan hakkında bir şeyler yazmak kendime de haksızlık olacağından yeniden şöyle bir geçmek gerekiyordu, tabi inceleme
Amerikan kültürünün bir döneminin kısır döngüsüne ilham bir eser. Yarı otobiyografik olsa da gezi yazısı Tadı da var. Kendi Hayat hikayesinden de bahsettiği üzere bizim kültürümüzün uzağında bir yerde. Yozlaşmış bir kültürün içerisinde oldukları, cinsel ilişkinin bir ihtiyaç olduğu yanılgısından belli. Beğenmediğimi dillendirmek istedim. Çünkü yaşadığı olaylarda yüzeysel geçiyor ve yarı otobiyografik olunca da ünlü bir kişinin kendi hayatını ondan daha fazla bilmek isteyen kişilere sunduğu bir yazı gibi.
Yolların adamı, gezgin, beat olmasının yanı sıra değiştirme gücüne de sahip bir yazardır Kerouac... hem de çabalamadan değiştirir, sadece yaşayarak ve yazarak... Onun yaşadığını ve yazdığını okuyanlar, onun macerasını yaşamak isterler, yollarda bir beat olmak isterler... Otostopla ülkeyi baştan başa geçmek, parasız kalmak, dağlara çadır kurmak isterler... Küçük, sevimli ve rahat evlerini, güvenli yaşamlarını terk edip gitmek isterler... İşte Kerouac’ın gücü budur... Doğallığı, kendiliği, sessiz ve kırılgan ruhu... bazen o olmak, bazen onunla olmak ister insan, oturup iki çift laf etsek... İnsana uzun zamandır görmediği sevdiği bir dostu, bu süre içinde başından geçen maceraları anlatıyormuş gibi gelir bazen, özlemişsinizdir onu ve özleyeceksinizdir de yeniden, çünkü gitmektedir yine, bir yerlerde yeniden buluşacağınızı bilerek.... adını duyunca bir yerlere gidesim gelir hep, meditasyon yapasım gelir, caz dinleyesim gelir, yazı yazasım gelir, çadır kurasım gelir... Nerelerdesin be Jack diyesim gelir onu karşıdan gelirken görmeyi bekleyerek... biri ne zaman Jack Kerouac dese "hep yolda kal" diyesim gelir...
İnsan, varoluşu özünden önce gelen bir varlıktır; çeşitli koşullar içinde özgürlüğünü istemeden yaşayamayan özgür bir yaratıktır.
Yolda,
bizler aslında yolda kazandıklarımızın bir bütünü değil
Hep yolda olmayı sevenlerin ve yol için heyecanlananların kitabı...Hatta hiç yola çıkmadıysanız sizi yola çeken bi kitap..Beat kuşağı takipçilerinin benzersiz dediği kitap Kerouac'ın 3-4 yıllık yol seferlerini en ince ayrıntısına kadar anlatıyor.Orjinal rulo dediği de yazarın romanı 38 metrelik rulo yazmasından kaynaklanıyor.
“sizi yolculuğa çeken yolun sonu değil, yolun kendi de olabilir. belki sadece gitmeyi seviyorsunuzdur. kaçıyor da olabilirsiniz ya da böyle olduğunu sanıyorsunuzdur
."
Okuyun,yola çıkın…
Tek bir şehre ya da bir eve bağlı olmak bence pranganın en büyüğü. Fakat insanlar bunu umursamıyor. Belki okul, iş, evlilik, çocuk kalıbı içinde büyütüldüğümüz içindir. Ben nedense hiç böyle bir
"Bazı kitaplar edebiyat tarihine damga vurmakla kalmaz, efsaneye dönüşür: Kerouac'ın başyapıtı Yolda, bu kitaplardan biridir..." Avi Pardo'nun çevirisiyle yeniden raflarda...
Bu kitap benim için bir din, bir kutsal kitap adeta. Defalarca okusam yine de capcanlı hissettiriyor beni. İçimde yol özlemi doğuruyor ama çağımız o kadar yozlaşmış bir çağ ki adım atmak zor geliyor artık. Bu kitabın verdiği canlılık hissiyle okuyan herkesin bir gün yollara düşmesi dileğiyle. Beat Kuşağı’na merak salmama ön ayak olan şey aynı zamanda Kerouac’ın bu romanıdır. Bu roman tek bir rulodan oluşuyor ve (internetten açıp bakarsanız ne diyeceğimi anlayacaksınızdır) bu rulo bana yolu anımsatıyor ister istemez. Planlı yapılmış bir şeyse de efsane bir şey olduğunu değiştirmiyor. Kerouac o kadar güzel ve çabasız bir hikaye anlatıcı ki okurken bende oradaydım diyebilirsiniz hatta ve hatta her sayfada durup durup duygularınıza tercüman oluyor kitap. Ne kadar büyük bilemem ama çok çok büyük bir yazar-roman olduğu kesin.
Jean-Louis "Jack" Kerouac (12 Mart 1922 - 21 Ekim 1969) Kanadalı-ABD'li romancı ve şairdir. Yakın arkadaşları Allen Ginsberg ve William S. Burroughs ile birlikte Beat Kuşağı akımının kurucusu ve Yolda (On The Road) adlı romanıyla bu akımın simgesi olarak kabul edilir.
Kerouac, 1922'de Lowell, Massachusetts'te dünyaya geldi. Babası Léo-Alcide Kéroack ve annesi Gabrielle-Ange Lévesque Quebec'in yerlilerinden Fransız kökenli Kanadalılardı. Aile daha sonra Lowell'a yerleşmişti. Jack Jean Louis Kirouac adıyla vaftiz edildi ve ana dili evde konuşulan Quebec Fransızcasıydı (İngilizce'yi ancak 6 yaşında okula başladıktan sonra öğrenecekti).
Dört yaşındayken abisi Gérard daha sonra Visions of Gerard romanında anlatılacak bir romatizmal hastalık sonucu dokuz yaşında öldü. Annesi dindar bir Katolik idi ve kocasının içki, tütün ve kumara düşkünlüğü arttıkça inancı derinleşti. Kerouac annesine çok bağlıydı, üzerindeki etkisi büyüktü ve ileride ondan "aşık olduğum tek kadın" olarak bahsetti.
Amerikan futbolundaki yeteneği sayesinde burs kazanarak New York'da Columbia Üniversitesi'ne girdi. Ağır bir sakatlık ve antrenörüyle sürtüşmeleri sonucu spor kariyeri sönünce bursu yenilenmedi. Bunun üzerine üniversiteden ayrılan Kerouac bir süre New York'un Upper West Side mahallesinde kız arkadaşı Edie Parker ile yaşadı. Romanlarında hep bahsedeceği Beat kuşağının çekirdeğini oluşturan insanlarla burada tanışmıştır: Allen Ginsberg, Neal Cassady ve William S. Burroughs.
1942'de deniz ticaret filosuna, 1943'te de Deniz Kuvvetleri'ne katıldı, fakat şizoid bir kişiliği olduğu gerekçesiyle ordudan uzaklaştırıldı.
1944'de arkadaşı Lucien Carr'ın işlediği bir cinayete Burroughs'la birlikte adı karışınca tutuklandılar. Edie'nin büyükbabasından kalan mirası alabilmesi için cezaevindeyken onunla evlendi ve böylelikle kefalet ücreti yatırılabildi.
Aşırı ölçüde alkol kullanan Jack Kerouac, 47 yaşında, sirozdan kaynaklanan şiddetli bir iç kanama geçirerek öldü. Öldüğü sırada üçüncü karısı Stella Sampas Kerouac ve annesi Gabrielle ile birlikte yaşamaktaydı. Mirasının büyük bir kısmı annesine kaldı. Gabrielle 1973'de ölünce, onun bıraktığı bir vasiyet gereği, eserlerinin hakları Stella'ya geçti. 2009'da diğer aile üyelerinin bir Florida mahkemesinde açtığı dava sonucunda bu vasiyetin sahte olduğu saptandı.