Diriliş gerçekten bir vicdan muhasebesi mi, yoksa geç kalmış bir pişmanlığın kendini aklama çabası mı?
Hikâyenin kahramanı Nehludov, gençliğinde halalarının yanında çalışan masum Maslova ile birlikte olur ve ertesi gün hiçbir sorumluluk almadan oradan ayrılır. Aradan yıllar geçer; Nehludov zengin, ayrıcalıklarıyla barışık, hayatı sorgulamadan yaşayan bir adama dönüşür ve geçmişte yaptığı hatayı çoktan unutmuştur. Ancak bir gün jüri üyesi olarak bulunduğu mahkemede, bir cinayet zanlısı olarak karşısında Maslova’yı gördüğünde, bastırdığı geçmişi ve yıllarını nasıl harcadığını sorgulamak zorunda kalır. Bu karşılaşmanın yarattığı sarsıntı, roman boyunca “diriliş” olarak adlandırılan değişimin de başlangıcı olur.
Ancak Tolstoy’un “diriliş” dediği bu dönüşüm, gerçekten bir ahlaki uyanış mı, yoksa Nehludov’un suçluluğuyla baş etme biçimi midir? Tolstoy bu hikâyede kimseyi aklamaz; ne sistemi, ne yargıçları, ne de pişmanlığını bir erdem gibi taşıyan Nehludov’u. Hatta başkalarının hataları yüzünden hak etmediği bir hayata sürüklenen Maslova bile bu sert bakıştan tamamen muaf değildir.
Nehludov, yaşadığı pişmanlıkla Maslova’yı kurtarmak için tüm imkânlarını kullanır; hatırlı tanıdıklarını devreye sokar, hatta onunla evlenmeye bile kararlıdır. Ancak Maslova’dan beklediği minneti göremediğinde afallar. Çünkü bu çaba, farkında olmadan bir karşılık beklentisini de içinde barındırır. Maslova’nın ilgisizliği, Nehludov’un yalnızca geçmişiyle değil, niyetleriyle de yüzleşmesine neden olur. Vicdanın sesi, sandığı gibi kolayca susturulmaz.
Nehludov, Maslova'ya yardım etmeye çalışırken yalnızca onunla değil, diğer hükümlülerle de temas eder; onların hikâyelerini dinledikçe adalet adına işleyen sistemin ne kadar kusurlu olduğunu fark eder. Kimin suçlu, kimin masum olduğuna karar veren