Her korku hikayesi yazarının toplumsal, ahlaki veya psikolojik olarak kabul edilebilen şeyler ülkesinin sınırlarının nerede olduğuna ve tabunun o büyük, beyaz alanının nerede başladığına dair berrak, belki de hastalıklı bir şekilde fazla gelişmiş, bir algısı vardır. 
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kötü filmler bazen eğlenceli olabilir, bazen başarılı bile olabilir; ancak onların gerçekten işe yaradığı; bir kıyaslama zemini yaratmaktır. Kendi negatiflikleri içinde pozitif değerlerin neler olduğunu gösterirler. Neyi aramamız gerektiğini bize gösterirler, çünkü aramamız gereken şey, onlarda eksik olan şeydir. Neyi aramamız gerektiğini bulduktan sonra bu filmleri izlemeye devam etmek bence tehlikeli bir hal almaya başlar ve onlardan bir an önce kurtulmak gerekir.
Korku filminin amacı bize zarar vermektir, evet ve ormanın karanlık ve kuytu köşelerinde saklanmasının nedeni de budur. Korku filminin şakası yoktur, sizi avlamak ister. Sizi çocukça bir beklenti ve bakış açısına ulaştırdığı an, çok basit birkaç ahenkli melodi çalmaya başlar. Korku formunun en büyük sınırlandırması ve karşılaştığı en zorlu durum da, kendi katılığıdır. İnsanları gerçekten korkutan şeyler bir avuç ve az sayıda küçük parçaya ayrılabilir. 
Çocuklar, aşağı yukarı sekiz yaşlarına kadar, kelimenin tam anlamıyla “bağımlıdırlar“. Yalnızca yiyecek, kıyafet ve barınak konusunda değil, arabayı köprü ayağına çarpmamak, okul otobüsüne yetişmek, yavru kurt veya kız izci kamplarından eve yürüme, çocuklar için güvenlik kapaklara sahip ilaçlar alma, tost makinesiyle veya banyoda Barbie‘nin Güzellik Salonu setiyle oynarken kendilerini elektrik akımına kaptırmama gibi durumlarda da anne ve babaya (veya onların mantıklı bir muadiline) bağımlıdırlar.