Yusuf Çorakcı

Yusuf Çorakcı
I'd rather dead forever than living without my needs
Lisans
İstanbul
Ankara
1565 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Her Horoz Kendi Çöplüğünde Öter
9/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2019 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2019 23:13
Site üyelerinden (öğretmen denilince başta edebiyat sandığım) coğrafya öğretmeni Mehmet Y.Mehmet Y.'ın oldukça ilgi gören Yola Düşen Gölgeler adlı kitabını okudum. Okuma imkanı sağladığı için kendisine teşekkürü borç bilirim. Okurlar bayağı övünce, yazar da az bilinen bir isim olunca merakım büyüdü açıkçası. Her şeye rağmen beklentimi normal seviyede tuttum ve karşılığını fazlasıyla aldım. Bir kitap yazarı öğretmen denince ilk aklımıza edebiyat öğretmeni gelir, çünkü kitap edebiyattır mottosu buna iter bizi. Ancak branş coğrafya olunca bunun yansıması farklı oluyor elbette. Kitap Ankara'dan İstanbul'a, Amsterdam'dan Saraybosna'ya kadar pek çok kentte geçen hikayeler barındırıyor. Bir otobüs yolculuğu okuyacağımı düşündüm başta fakat yolcuların hayatlarından kesitler olacağı aklıma gelmemişti esasında. Mehmet Yılmaz son derece sade ve anlaşılır bir dil kullanmış eserinde. Betimlemeler kısa ve net. Her kesimden okurun rahat okuyup vakit geçirebileceği bir kitap ortaya çıkmış bence. Kişi ve mekanlar güzel anlatılmış, sıkan bir durum yok. Farklı kesimlerden anlattığı kişileri iyi analiz etmiş, konuşma şekli ve mimiklerine kadar izlemiş yazar. Hatta bu tip kişilerle gerçek hayatta karşılaştığı bariz diyebilirim. Konu olarak İstanbul'dan Ankara'ya seyahat eden bir otobüsteki yolcuların hayat hikayelerine göz atıyoruz. Hepsi kötü şeyler yaşıyor baktığımızda, hepimiz gibi. Yani sahte olan bir şey yok diyebilirim. Her ne kadar kurgu da olsa yaşanmışlık ihtimali yüksek olan hatıralar görüyoruz. Bazı karakterler çok, bazı karakterler az zikrediliyor. Mesela gazeteci Ömer'in anıları biraz daha kısa olabilirdi. Ya da Avm çalışanı Merve biraz daha yer kaplayabilirdi kitapta. Esasında bildiğimiz tipteki hikayeleri farklı kişi ve mekanlarda okuyoruz. Samimi olan kısım bu.
Edebiyat
Yola Düşen GölgelerMehmet Yılmaz (Samsunlu) · Roza Yayınevi · 2019173 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kendiyle Barışık, İstanbul'a Aşık
10/10
·94 syf.··
Beğendi
·
2019 47. kitabı
Yeşilçamın ölümsüz isimlerinden Sadri Alışık'ın az bilinen tek kitabını büyük merakla okudum. Oyuncunun orta yaş döneminde yazdığı şiirleri içeren kitabın oldukça samimi bir havası var. Sadri Alışık sadece tiyatrocu ve oyuncu değil aynı zaman da ressamlık ve şairlik de yapmış bir isim. Hatta Turist Ömer filmlerinin şarkısını seslendirdiği için şarkıcılık yönü de var. Oynadığı filmlerde başarılı performanslar veren oyuncu kitabında da aynısını devam ettirmiş. Aslında şiirler amatör fakat ona rağmen kendini okutturan ve sevdiren bir yapısı var. Dizelerde belli bir denge yok, uzun ve kısa cümleler alt alta gelebiliyor. Başlarda okumak zor gibi gelse de yazarın verdiği sıcaklık içine çekiyor kitabın. ana tema olarak İstanbul aşkını seçmiş Sadri Alışık. Kendisi doğma büyüme İstanbullu olduğundan bu mega kente olan aşkını dizelere dökmüş. Kendi kendine karaladığı içinden geçen öykümsü şiirler de mevcut ayrıca. Kitabın baskısı yok maalesef, o nedenle satın almak biraz sıkıntı. Sadri Alışık gerçek anlamda bir şair olmasa da samimi yaklaşımıyla bize İstanbul'u güzel anlatıp sevdiriyor adeta. Okurken çoğu zaman İstanbul'da niye değilim diye kendi kendime sorduğum oldu. Kitabın önemli yanlarından biri oyuncunun hayattayken basılmış olması, hani öldükten sonra değerlendi de piyasaya sürüldü olayı yok. Böyle insanların değerini bilmek gerekiyor her zaman. Ben kitabı oyunculuğu kadar başarılı buldum açıkçası. Rahmetlinin oğlu olacak Kerem Alışık'ın seslendirdiği 'alo orası bilmem kaç sıfır on üç mü canım' şeklindeki şiirler bu kitaptan alınma. Yani babasının sayesinde bir yerlere geldi bu Kerem işte. O arkadaşı sorsak bilen yoktur ancak Sadri Alışık efsanesi her zaman zihnimizde kazılı.
Edebiyat
Bir Ömürlük İstanbulSadri Alışık · Bilgi Yayınevi · 199316 okunma
Süryaniler Nasıl Defnedilir Bilen Var Mı?
8/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2019 45. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2019 23:27
Ahmet Ümit'in sürükleyici romanlarından Kavim kısa sürede bitirdiğim kitaplardan oldu. Klasik cinayet romanı gibi görünse de pek öyle değil aslında. Hem edindiği konu hem de işleniş şekli oldukça ilginç denebilir. Başkomiser Nevzat'ı okuduğumuz kitapta dinler arası diyaloga göndermeler mevcut. Akıcı ve sade bir dili benimseyen yazarın betimlemeleri başarılı. Karakterin yer yer dünyayı ve kendini sorguladığı kısımlar kitabı uzatmış biraz. Polislerin yaşamı normalde çok daha zorlu ve yoğundur fakat burada biraz rahat gibi geldi bana. Ahmet Ümit'in diğer kitaplarına nazaran biraz daha yeraltı tarzı olduğunu söylemem gerek. Hikayede Yusuf adında bir Süryani haç kabzalı bir bıçakla öldürülmüştür. Nevzat maktulün Hristiyan olmasından dolayı bunun dini nedenlerle işlenmiş bir cinayet olduğunu düşünmektedir. Can adında bir öğretim görevlisi Hristiyanlık hakkında bilgilidir ve ondan yardım istenir ancak bazı şüpheli hareketleri vardır. Yusuf'un Hristiyanlık ve Süryaniliğe olan merakı cinayeti oldukça ilginç hale getirmektedir. Bir de bir Süryani köyündeki kiliseden çalınan Diatesseron adında kutsal kitap vardır ki zaten içine din karışan olaylar zor girmiştir. Başkomiser Nevzat katili bulmak için kurmayları Ali ve Zeynep ile yoğun bir çalışma içerisine giriyor ve biz de bunları okuyoruz. Malik adında bir antikacı kendini Aziz Pavlus sanacak kadar Hristiyanlıkla kafayı bozmuştur. Yani kitapta bir Hristiyanlık rüzgarı esmekte ve biz de az çok bilgileniyoruz. Tabi böyle bir dini anlatmak için ansiklopedi seti lazım fakat hikayede azar azar etkisini görüyoruz. Genel olarak savunulan görüş inanç ne olursa olsun herkesin birbirini tanıması ve saygı duyması üzerine. Yaşadığımız topraklarda bizden önce pek çok uygarlık yaşamış ve bizler bunların kim olduklarını doğru düzgün bilmiyoruz.
Edebiyat
KavimAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201920,7bin okunma
Takıntılı Hikayeler
8/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2019 44. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2019 18:18
Yeni yerli yazarlardan Ali Lidar'dan ikinci okuduğum kitap Tesirsiz Parçalar oldu. Her ne kadar adı tesirsiz olsa da, kısa öykülerin yer aldığı kitabın etkisi olduğunu söylemek lazım. Yazarın dili anlaşılır ve sade bir yapıda. Günümüze yakın dönemde geçtiğinden fazla betimleme kullanılmamış zaten anlatılan olayları kavramak zor değil. Ali Lidar Eskişehirli olduğundan hikayeler orada geçmekte. Yazarın hem kendi kişiliği, hem çocukluğu, hem de hayata bakışı hakkından bilgiler yer alıyor. Öyküler genel olarak kız muhabbeti, çocukluk travmaları, rakı hikayeleri ve takıntılar paralelinde geçse de hepsi samimi öyküler bence. Yeraltı edebiyatı olduğu için yer yer argo ve küfür kullanımı mevcut. Özellikle yazarın kırmızı Tuborg, Ferdi Tayfur ve Orhan Gencebay takıntıları fazlaca yer edinmiş durumda. Ara sıra komik şeyler de var. Tesirsiz Parçalar bize bir anlamda Ali Lidar'ın profilini çiziyor. Bir de sonsuz bir anne sevgisi var kendisinin. Bazen kendini tekrarlayan şeyler olsa da kafa dağıtıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Eserin öğrettiği önemli şeylerden birisi; müzik albümü hediye etmek istediğiniz arkadaşınızın müzik zevkini öğrenmenin önemli olduğu. Genel olarak güzel kitap ben beğendim. Kullanılan sözcükler ve dilden dolayı klasik edebiyat hayranları beğenmeyebilirler, o da kendi zevkleri. Eskişehir'e gidesim geldi okudukça.
Edebiyat
Tesirsiz ParçalarAli Lidar · Müptela Yayınevi · 20145,6bin okunma
Rolü İmkansız Kadın
8/10
·533 syf.··
Beğendi
·
2019 43. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2019 11:24
Ünlü Fransız yazar Émile Zola'dan okuduğum ikinci kitap Nana oldu. Natüralizm akımının öncülerinden olan yazarı daha önce beğendiğim için devam etmek istedim. Nana direkt düşündüğüm kitaplardan biri olmasa da genel itibariyle beni tatmin etti. Biraz eleştirel bir konusu olan kitabı okumak çok kolay olmadı aslında. Öncelikle kitabın dili sade değil biraz ağır. Betimlemeler fazla ve olay örgüsü çok durağan. Mesela birkaç sayfa boyunca tiyatro binasının özelliklerini okumakla geçiyor vakit. Karakter sayısı biraz fazla ve Fransızca adlara aşina değilseniz birbirine karıştırmanız mümkün. Ancak ben zor kitabı severim, ondan bir şeyler kapmak güzel oluyor. Bir olay olacak ama başlamamakta inat ediyor adeta. Bir at yarışı muhabbeti vardı orada bunaldığımı söylemem lazım. Ne kadar önemli bir yarışsa Gazi Koşusu sıfır kalır. Her neyse klasik edebiyat ilk kez okuyacaksanız bu kitapla başlamanızı önermem. Hatta sıkıntıdan yarım bırakanlar olmuş fazlasıyla. Hikayeden bahsedelim biraz. Nana adında son derece güzel ve çekici bir kadın var elimizde, onun hayatını okuyoruz. Nana aşırı güzel olmasının yanında son derece lükse düşkün, para canlısıi isanları pek önemsemeyen, yer yer bencil ama duygusal biridir. Émile Zola öyle bir karakter yazmış ki anlatmak kolay değil gerçekten. Nana gerçek oyuncu olmadığı halde fiziği sayesinde tiyatrolarda sahne almaktadır. Esas işi fahişeliktir, zengin erkeklerle birlikte olarak paralarını yer. Fakat bu dejenere yaşamının yanında bir annedir aynı zamanda. Nana istediği erkeği seçip, istediğini reddeder ancak bunda bir seçicilik gösterir. Aslında iyi bir insandır fakat aşırı güzel olması onu fahişelik yapmaya itmiştir biraz. Okurken hem seveceğiniz, hem de nefret edeceğiniz biri. Nana'nın yaptıklarını okurken ahlak ve namus kavramlarına eleştirel bir
Edebiyat
NanaEmile Zola · Can Yayınları · 20035,5bin okunma