Ozawa: Mahler’in müziğinde önemli olan onu öğrenmek değil onun içine girmektir. Bunu yapamazsan Mahler eseri yönetemezsin. Ezberlemek o kadar zor bir şey değildir. Ama o ezberin içine tam olarak girmek, işte zor olan budur.
Murakami: Ben yazmayı ya da yazma tekniğini kimseden öğrenmediğim gibi bunun üzerine çalışmadım da. Yazmayı nereden öğrendiğimi sorarsanız, müzikten diyebilirim. Yazarken en önemli şey ritimdir. Ritim yoksa, yazdığınızı kimse okumaz. Okuru ileriye daha sonraki sayfalara götüren şeyi içsel ritim hissi. Bir makinenin kullanım kılavuzunu okumak ne kadar yorucudur, değil mi? İşte bu ritmi olmayan metni klasik bir örnektir. 
Murakami: Normalde bir konçertoda eserin nasıl çalıncağına kim karar verir? Orkestra şefi mi solist mi?
Ozawa: Konçertoda çoğunlukla solist yoğun şekilde prova yapar. Orkestra şefi, konserin iki hafta öncesinden provaya katılır. Solist en az altı aydır o esere çalışıyordur ve tamamıyla esere hakim olmuştur. 
Duke Ellington’ın da dediği gibi, dünyada sadece iki tür müzik vardır: “İyi müzik“ ve “pek o kadar da iyi olmayan müzik.“ Bu prensip hem caz hem de klasik müzik için geçerli. Hangi tür olduğu fark etmez, “iyi müzik“ dinlemek bize saf bir neşe verir.