Suç Ve Ceza- Fyodor M. Dostoyevski
Bazı kitapların kapağını kapattıktan sonra, ‘’Buna hangi cüretle yorum yazabilirim ki?’’ diye düşünürüm. ‘’Yani benim bunu, kutsal kitap gibi göğsümün üstünde taşıyıp rafa bırakmaktan başka ne gibi bir cüretim olabilir?’’ Biri, Suç ve Ceza hakkında, ‘’Yazılmış en iyi kitaptır, buna kutsal kitaplar da dahil’’ demiş. Görüyor ve arttırıyorum, ‘’Dostoyevski, en iyi kutsal kitabı yazabilirdi. Kendisi koyu bir inançlı olmasaydı.’’
Kitap çok uzun. Gerçekten çok uzun. Bir klasik olduğu için, bunu lisede okuyup bitirmiş olmak gerekiyor gibi düşüncelere rastladım ve katiyen katılmıyorum. Ben bunu lisede okusaydım, Dostoyevski’den de, kaleminden de, yazdığından da, karakterlerinden de.. nefret ederdim. Çünkü beni açmazdı, boğardı. Cemal Süreya, 13 yaşında Dostoyevski okuduğunu, o gün bugündür, huzuru olmadığını söylemiştir. Ben 13 yaşında bu eserin onuncu sayfasına bile gelemezdim. Devran farklılığı deyip geçmek istiyorum buna. Dostoyevski, edebiyat dünyasının başına gelen en iyi şey, kuşkusuz. Öyle yazmış ki, öyle yazabilmiş ki; nasıl, nasıl diye sayfaları yemek dışında bize hiçbir şey bırakmamış. Bu kitabı uzun bir süreye yayarak okudum. Ama kitabın ikinci yarısını, ilk yarısından daha hızlı okuduğum söylenebilir. Üstelik sanırım ilk yarısını daha çok sevmiştim. Bilmiyorum büyülü bir kitap olduğuna inanıyorum, bazı anlar bitmek bilmedi sanki sayfaları hiç atlayamayacakmış gibi hissettim, ama sonra bir baktım, ‘’Bugün gerçekten 103 sayfa mı okumuşum?’’ olabildim. En keyif alarak okuduğum kitap diyemeyeceğim ama en emek vererek, en böyle derilerimi hissederek bütünleştiğim kitap olabilir. Dolayısıyla bu da onu en değerli olan yapıyor. Raskolnikov karakterine kesin aşık olurum, bu kadar insan sevdiyse ben yollarına kapanırım diye düşündüm ama