Yüzyıllık Yalnızlık
Tatilde okumayın. Sarıyor, kendinizi akşamları klimanın altında odada kitap okurken buluyorsunuz.
Soyağacını ezberlemeyi bir süre sonra bıraktım. Zaten yazar biz okurları düşünmüş ve aralara serptiği ipuçları ile hatırlatmaları yerleştirmiş. Biraz dikkatle okumak yetiyor. Büyülü gerçekliğin tartışmasız en çarpıcı örneklerinden biri. Bu kadar karamsarlığa, drama, ölüme bir şekilde sihirler, büyüler karışmasa dayanılmaz gibi. Çarşaflarla beraber uçup cennete giden Güzel Remedios ve ölüm ile oturup sohbet eden Amaranta’dan sonra şaşırmayı da bıraktım ama kitabı bırakamadım. Yeni bir isim duyunca, geliyor yeni bir dram diye, okudum, kendimi en imkansıza inanırken buldum. Acaba yazarın kendi yaşamından izler mi var, dediğim bir kitap. Yaşamış gibi yazmış. İsimlerin birbirine benzemesinde ironik bir şey olduğunu düşünüyorum. Yaşam, yalnızlık ve ölüm döngüsü hep tekrarlıyor. İsimlerle bu anlatılıyor sanki. Kitabı özetlesem, “Ölüm çok kolay ve ne kadar uzundu,” derim. “Yaşamaksa çok kısa ve zor.”
Not: Mo Yan’ın İri Memeler ve Geniş Kalçalar kitabını okumuştum. Aklıma oradan sahneler üşüştü… Yüzyıllık Yalnızlığı sevenlere Mo Yan öneririm…
“Şifreleri çözdüğü anda seraplar kentinin rüzgârla savrulup yok olacağı, insanların anılarından silineceği ve yazılanların evrenin başlangıcından sonuna dek bir daha yinelenmeyeceği yazıyordu. Çünkü yüzyıllık yalnızlığa mahkum edilen soyların, yeryüzünde ikinci bir deney fırsatları olamazdı.”
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,5bin okunma
Bu kitap okuduğum en çarpıcı psikoloji, felsefe, tarih, varoluşçuluk ve askeri sistemi analatan ders kitabıydı.
Tekrarları hep çok huzursuz edici bulurum. Bastiani Kalesi beni huzursuz etti. Droga’ya çoğunlukla öfkelendim. Nedir şu içimizdeki umut, ya ben gidince gelirse, vazgeçince olursa düşüncesi. Kendi kale hapsimizdeyiz. Hatalarımızı görmemiz değil, neden tekrarlayıp durduruğumuzu fark edip, kendimize dürüst olmamız gerekli galiba. Ama tam bu düşüncelerde yoğunlaşırken Droga ölümcül hastalıkla boğuşurken hayalinin gerçek olması ve tamamen onu olayın dışında bırakması. Cevap mı? Kitapta: “Demek ki yaşam bir tür şakaydı.”
Dört öykü değil danki üç roman okudum. Akılsız Adam ve Akılsız Adamın Oğlu Sadullah Efendi isminden de anlaşılacağı üzre birbiriyle bağlantılıydı. Dört erkek karakter, dört kendini, çevreyi, olanları sorgulayan adam. Düşünceleri, sadece kendi içlerine konuşmaları, olanı kabul ederken, olduğu gibi yaşarken, içlerinde kopan fırtınaların anlatımın çarpıcılığı kitabı okuttu. Cümleler düşündürcüydü. Aslında hep düşündüğümüz pek çok şeyin dillendirilmesiydi. Babanın gözünden oğul, oğulun gözünden baba, yaşam ilginçti. Karakterlerin hepsi merdümgiriz geldi bana. Belki bu kelimeyi araştırdığım için bilmiyorum psikolojik derinliği olan bir kitaptı.
Alıntı paylaşmadım çünkü neredeyse her cümle bir alıntıydı.
Yazar son söz bölümünde kitabı yazmaya karar verince elinde hiç veri olmadığını anlatmış, dinlediklerine, kendi deneyimini ekleyerek bu kitabı ortaya çıkarmış. Anı/biyografi türünde akıcı ve kapsayıcı bir kitap okudum. Yazarın sesini duyduğum yerleri sevdim ve özellikle bu mesleği seçenler için motive edici bir kitap olduğunu düşündüm. Ben de bu kitabı eline almış olmasını dilerdim.