Adından da anlaşılacağı üzere kitap Balzac, Dickens ve Dostoyevski'yi konu alıyor. Zweig, her zaman ustaca kullandığı ve ortaya koyduğu tahlil sanatını bu sefer bu yazarları deşifre ederken kullanmış. Eserlerini nasıl yazdığını, dönemlerinde neler yaşandığını, nelerden etkilendiğini açıklamış. Açıkçası yazarların birçok kitabını okusam da (Dickens hariç) bu kadar ayrıntıyı fark etmemiştim. Olaylar ve yazarın yaşamını bu düzeyde bağdaştırmadığımı itiraf edebilirim. Bu kitabın ardından o kitapları yeniden okuduğumda ya da yeni eserlerini keşfe çıktığımda çok farklı bir bakış açısına sahip olacağım kesin.
Dickens için ise kafamı karıştırdığını söyleyebilirim. Kendisine pek aşina olduğum söylenemez doğrusu. Neden bilmem, hep bi uzak durdum Dickens romanlarından. Zweig'in Dickens'ı tanıtımında ise, başta 'bu yazarı nasıl kaçırdım' derken sonrasında 'ben galiba sıkılırım bu yazılarda' dedim. Yazarların her yönünü böyle ayrı ayrı açıklamış olması da iyi bir gözlemci olduğunu gösteriyor bence. Bu kafa karışıklığı ile keşfetmem gereken bir başka konu da bu romanların bende nasıl bir iz bırakacağı olacak belli ki.
Zweig güzellemesi gibi yazmış olduğum bu incelemeyi bir başka hoşuma giden nokta ile sonlandırayım: Zweig'ın o uzatan cümleleri, anlatışındaki bütünlüğü kaybetmeyişi ve cümlenin her ögesine hakkını verircesine itibar etmesi hoşuma gitti. Belki benim de uzun cümleler kuruşumdandır bu durum. Ama bu durumu sevmeyecek birileri varsa temkinli yaklaşmasını öneririm. Sıkılabilirsiniz! Ama yine de denemeye değer :)
Linççiler 'sürü' ya da 'güruh' olarak adlandırılıyor sosyolojide. Çünkü lince neden olan psikoloji, sürü psikolojisi. Linç edilenlerin karakteristik özelliği ise her toplumda, her dönemde aynı: "öteki" olmak! (...) Kişisel gelişimini tamamlayıp birey olamamış, kolaylıkla yönlendirilip sürü psikolojisiyle hareket edebilecek kişilerin yanı sıra eğitimli, duyarlı, insana ve doğaya saygılı kişiler de bir anda kendilerini linççiler arasında bulabiliyor artık. Altay Öktem
"İnsan köklerine topkek yiyerek de ulaşırdı. (...) Alnımı yasladım titreyen otobüs camına. Ay parlıyordu gecede, takip mesafesindeydi. Yumdum gözlerimi." Rewhat Arslan
Bundan birkaç sene önce tam da böyle bir sahnenin içindeydim. Kulağımda Loreena Mckennitt müzikleri.. Kelimenin tam anlamıyla leziz bir yolculuktu. Ömrümde yalnızca bir kez bu lezzeti tattım. Bir daha tadar mıyım, meçhul..