Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yarmadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda bir fikriniz bulunmadığını, aslında hiç kimseye karşı bir şey hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir.
İnsan ne garip Nenanne! Yüksek bir sanatkârın birbiriyle iç içe koyduğunu kendi dünyasında keskin olanla ayırıyor. Kimi duvar, kimi makas... Fark etmiyor... Kendi sanatını var etmek için ilahî resmin dışında bir çerçeve düzenliyor.
Arapça bilmesem de erkeklerin kadınlarla konuşurken ne dediğini anlıyordum.
Asta'ya kızan kocası Yannis, Mary'yi azarlayan Robert, bana bağıran Hadir... Kabul makamından boyun eğme, pişmanlık makamından özür bekleyen efendilerimiz...
Yolu tarif edebilmenin mümkün olduğunu sanırız. Sokaklara, köylere, şehirlere verdiğimiz isimlerden öte de ğildir tarifimiz. Yol tarifsizdir. Yolcunun yüreğindeki çentiklerdir.
Defterin sahibine isim verdim: "Yolcu". Yolcu, yolu tamamladı da neticeyi mi yazdı? Başındaydı da ürpertiyi mi kaleme aldı? Kalem göz kırpıyor al yanına der gibi. Ben de yolcuyum kendimden öteye. Kendimi kaleme nikâhlasam caiz midir Nenanne? Alıp koynuma koydum defteri.