Evler boştu...
Pencereler beni izliyordu.
Kargalar devasa değillerdi ama gayet büyüklerdi, tohuma kaçmış bahçelerde kasıla kasıla yürüyor, tohumları ya da geriye kalan her türden şeyi gagalıyorlardı. Çiçekler vardı ama solgun ve bir şekilde yanlış görünüyorlardı.
Sarmaşıklar bir yerlere tutunmaya çalışan parmaklar misali, çökmüş evlerin kenarlarına tırmanmıştı. Sıvasından geriye kalanın altından ufalanmış kireçtaşı görünen, tuhaf bir biçimde eğik bir binanın yanından geçtim.
Savrulan kapıları yarı açık duruyordu, girişi ölü bir ağız gibiydi. Girişin üstündeki pervazda eski tip bir bira bardağı vardı, o kadar solmuştu ki içinde bira varmış gibi görünmesi için sürülen boya çişe benziyordu. Bardağın üzerinde soluk, dağınık, bordo renkli harflerle DİKKAT yazıyordu.
O binanın yanında da muhtemelen bir zamanlar bir çeşit dükkan olan bir yer vardı. Önüne, yola kırık cam parçaları saçılmıştı.
"Ne kadar yüksek sesle konuşsa da onu neredeyse duymadım bile.
Büyülenmiştim...
Hayatımda hiç bu kadar tuhaf bir biçimde gerçeküstü ve bu kadar güzel bir şey görmemiştim. Kelebekler üzerimizden uçarken gökyüzünü kararttılar, kim bilir nereye gidiyorlardı, onların kanadının rüzgarını hissedince sonunda bu diğer dünyanın gerçekliğini tamamen ve her şeyiyle kabul ettim.
Hayali bir dünyadan gelen bendim.
Gerçek burasıydı..." ♡
Kocaman gülümsedi, yüzü bir kırışıklar nehrine dönüştü...
"Kaç yaşında olduğumu bilmek istiyorsan gerçekten hatırlayamıyorum.
Bazen dünya gençken de yaşlı olduğumu düşünüyorum." ;))