Levin'in düşünceleri çok çeşitliydi, ama bütün düşüncelerin sonu aynıydı: Ölüm.
Her şeyin kaçınılmaz sonu olan ölüm ilk kez karşı konulmaz bir şekilde gözünde canlanıyordu. Burada, yan uyur yarı uyanık inleyen ve alışkanlıkla hangisi olduğunu umursamadan kâh Tanrıya, kâh şeytana seslenen sevgili ağa- beyinde ölüm, ona hiç de eskiden göründüğü kadar uzak değildi. Ölüm kendisinin de içindeydi, bunu hissediyordu. Bugün olmazsa yarın, yarın olmazsa otuz yıl sonra, hepsi bir değil miydi? Oysa kaçınılmaz ölümün nasıl bir şey olduğunu bilmemenin, hiçbir zaman düşünmemiş olmanın ötesinde bunu düşünemiyor ve düşünmeye cesaret edemiyordu.