10/10 134sayfa
İnsanı paramparça edip, içini acıtan bir o kadar da öfkelendiren bir kitap Asılacak Kadın.
Gerçek bir olaydan yola çıkılarak yazılan kitapta olay 1979 yılında geçmesine rağmen aradan geçen 42 yılda kadın cinayetleri açısından hiç bir değişimin olmadığını öfkeyle farkediyorsunuz. "Ezilmişliği meslek edinenler için.."diye başlayan kitabın ilk bölümü yargıç İrfan'ın gözünden düşünce akışı yönetimi ile yazılmış. İrfan içinde büyüdüğü yoksul, ataerkil, kadını değersizleştiren, yok sayan onu sadece cinsiyet rolleri ve cinsel kimliği ile var eden bir düşünce yapısından kopamamış bir insandır. Her ne kadar eğitim şart desekte alınan her türlü akademik eğitimin yetersiz kaldığı, eğitimin ailede ancak görerek yaşayarak alındığını en acı biçimde gözler önüne seriyor. Etrafımızda öyle çok ki İrfan gibiler, bu tarz hakimler, savcılar, doktorlar... Kadının kadın olması yeterlidir onların gözünde suçlu, ahlaksız, kötü olması için.
İkinci bölümde ise Melek'in gözünden bakıyoruz hikayemize. Kimsesiz, yoksul, ezilmiş, değer görmemiş, ekonomik özgürlüğü olmayan, yediği dayaklardan hakaretlerden sesini çıkarmaya konuşmaya korkan Melek. Melek 'in hikayesini okurken öfkeden deliye dönüyor, insanlığından utanıyor, her bir karaktere ayrı ayrı kızıyor. Acaba etrafımızda kaç çocuk kaç kadın var aynı acıları yaşayan bizim bilmediğimiz belki de bilmek istemediğimiz görmezden geldiğimiz diye de öz eleştiride bulunuyor insan.
Üçüncü ve son bölüme gelince hikayeyi Yalçın'ın gözünden dinliyoruz. Melek'i kurtarmak istiyor Yalçın. Fakat kurtarmak istediği Melek mi, kendini kendi gözünde kahraman mı kılmak istiyor, yoksa sahip olduğu siyasal görüş uyarınca zorbalıkla mı savaşmak istiyor ayrımında değil Yalçın. Melek'in onun tarafından kurtarılmak isteği var mı hiç sogulamıyor,