fakat, üstüne bir yarasanın gölgesi vuran bu siyah alında aydınlık bir nokta vardı: Yalan söylememek!.. Ve doğru söyleyen bütün seslerdeki sertlik onun da kalın sesini namusunun hırçınlığıyla dolduruyor. Bu ses hiçbir zaman yavaş konuşamaz, yalan söyleyen sesler gibi birçok perdelerden çıkmaz. Tek notalı ses.
Sünnet olurken binbaşı, evlenirken kaymakam, bıldırcın avlarken Paşa olan bu adamların hem Yıldız Sarayı'nın duvarlarına, hem Avrupa'nın fikir mihraplarına arkalarını dayayarak göbeklerinin azametiyle kurulmaları, Adnan'ı kudurtuyordu.
Kadri'nin odasına giderken, hastanenin koridorlarındaki insanların yüzlerine baka baka, bir ölüm hastasına geldiğini unutuyordu. Ölüm, burada fabrika eşyasına dönmüştü; tadı kalmamıştı; burası, ıstırabın mağazalaşan binasıydı. Burada ölenlere ağlamak, bir alışverişe, bir mağazanın paket yapıp verdiği kumaşa ağlamak kadar tuhaf olacaktı. Sokak kapıları gibi numaralı hastalarla, makbuzlu ölülerle bu bina feciydi: Aşkın umumhanelerde kaybolan güzelliğini, ölüm, hastanelerde kaybediyordu.