Adnan Beyefendi" dedi; "işte bu noktada sizinle ayrılırız: Siz biliyor musunuz ki Sultan Hamit olmasaydı, Osmanlı İmparatorluğu'nu Avrupa çoktan taksim ederdi!"
Adnan da küçülmemek için, Nail kadar haykırdı: "Hangi Osmanlı İmparatorluğu? Dünyada böyle bir şey mi var?"
Artık kavga başlamış sayılabilirdi. Konağını namuslu bir eve döndüren bu kavgaya Hidayet seviniyordu. Hidayet'in, keyifli yüzünden neşelenen Adnan büsbütün öfkelendi ve Nail'e: "Memleketi taksim mi ederlermiş? Memleketin zaten neresi benim? Ereğli'de kömür Fransız! Haydarpaşa'da demir Alman! Yalnız Yemen'de dökülen kan Türk! Üstünde ölüp altında gömülecek kadar bir toprak; bu mu memleket? Elçi tercümanlarının çiğnedikleri leşe siz Osmanlı imparatorluğu mu diyorsunuz?
Burhan da, bir ay evvel Hidayet'in yardımıyla hariciyede mümeyyiz olmuştu. O zaman, bir iki gün Hidayet'i sevmişti. Fakat gün geçtikçe kendisine iyilik edecek kadar onun talihli ve kendisinin iyilik görmeye mahkûm olacak kadar talihsiz oluşunu affedemiyordu. Ve Hidayet'i çekiştirdikçe hariciyedeki mevkii, Hidayet'in lütfu olmaktan çıkıyor, kendi kıymetinin neticesi oluyordu. Gördüğü iyiliğin ıstırabını azaltmak için şimdi, zehrinin hepsini döktü.
Adnan böyle değildi. "En pis çehre yoktur ki bir damla gözyaşının arasından temiz görünmesin; gözleriniz dolarak bakınız, çamur da nuranidir" derdi. Adnan, Şair Raif'i hasta buluyordu.
Penceresiz, kapısız bir namusun inzivasında kendisini hapseden bu zehirli adama hayatı anlatmak için:
"Güzel düşünülmüş yalana, üstübaşı temiz rezalete insanlar muhtaçtır; içtimai silah olan iftirayı, teselli olan dedikoduyu, kazanılmamış parayı kaldır, bütün müesseseler yıkılır" diyecekti; cesaret edemiyordu.
Dostlarını her gün muayene eder, dünkü adamı bugün aynı adam bulmazsa, bırakır kaçardı; ona göre insan, havasız yaşaması lazım olan mumyaydı; harici havaya bir tarafı değerse çürürdü. Her sabah evinden çıkarken Marcus Aurelius gibi, "Yine bugün bir sahte vekara, bir yalancıya, bir haksıza, bir akılsıza rastlayacağım" derdi. Fakat bu sözü, Marcus Aurelius gibi o adamları mazur görmeye hazırlanarak söylemezdi; herkese kızmaya niyetlenerek sokağa çıkardı. Zaten sokaktan tiksinirdi.