Kuşkusuz o da herkes gibi tehdit altında, ama bu durumu herkesle birlikte yaşıyor. Hem sonra, ciddi biçimde vebaya yakalanabileceğini düşünmüyor, bundan eminim. Önemli bir hastalığın ya da derin bir acının pençesindeki bir insanın başta tüm hastalık ve acılardan korunduğu düşüncesiyle yaşıyor gibi, aslında çok da saçma değil. ‘İnsan hastalıklanın hepsini toplayamaz, bunu fark ettiniz mi?’ dedi bana. ‘Varsayalım sizin ağır ya da tedavi edilemez bir hastalığımız, ciddi bir kanser ya da sıkı bir vereminiz var, asla vebaya ya da tifüse yakalanamazsınız, bu olanaksız. Kaldı ki, bunun daha da ötesi var, çünkü bir kanserlinin araba kazasından öldüğünü hiç görmemişsinizdir.’ Doğru ya da yanlış bu fikir Cottard'in keyfini yerine getiriyor istemediği tek şey başkalarından ayrı olmak. Tek başına tutsak olmaktansa herkesle birlikte kuşatma altında olmayı yeğliyor.
Vebadan önce onu bir kurtarıcı gibi görmüşlerdi. Üç hap ve bir şırıngayla her şeyi düzeltecekti; koridorlar boyunca onun yanında yürürken kolunu sıkıca tutuyorlardı. Bu, insanı şımartan bir şeydi, ama tehlikeliydi de. Şimdiyse, tersine, yanında askerlerle onların karşısına çıkıyordu ve ailenin kapıyı açmaya karar vermesi için dipçik darbeleri gerekiyordu. Onu da, tüm insanlığı da yanlarında ölüme sürüklemek isterlerdi. Ah! Insanın insandan vazgeçemediği nasıl da doğruydu; onun da şu talihsiz insanlar kadar çaresiz olduğu ve yanlarından ayrılırken içini titreten o acıma duygusunu kendisinin de hak ettiği bir gerçekti.
Hayır, gün boyu dağıttığı yardım değil, bilgiydi. Böyle bir şey insanlık mesleği diye adlandırılamazdı tabii ki. Ama, her şey bir yana, korku içinde ve hastalığın kırıp geçirdiği bu insanlar arasında kimin insanlık mesleğini yapmasına izin verilmişti ki? İyi ki yorgunluk vardı. Rieux daha az yorgun olsa, kentte her yere yayılmış şu ölüm kokusu onu duygusallığa itebilirdi. Ama insan yalnızca dört saat uyku uyursa duygusal olamaz. Olayları olduğu gibi görür, yani adaletin, o iğrenç ve gülünç adaletin gözüyle görür.