Adem Karanfil

Doktor Rieux talihsizliğin asıl bu olduğunu, umutsuzluğa alışmanın umutsuzluktan beter olduğunu düşünüyordu.
Edebiyat
Reklam
Saman tohumdan çok; kurtulanlardan çok aramızdan ayrılanlar olacak ve bu felaketi Tanrı istemedi. Uzun zamandır, dünya kötülükle uzlaştı, uzun zamandır Tanrı'nın bağışlayıcılığına güvendi. Biraz pişmanlık yetiyordu, her şeye izin vardı. Ve pişmanlık konusunda herkes kendini güçlü hissediyordu. Zamanı gelince nasılsa pişmanlık duyulacaktı. O zamana kadar, en kolayı kendini sıkıntıya sokmamaktı, gerisini Tanrı'nın bağışlayıcılığı hallederdi nasılsa. Ama işte, bu böyle süremeyecekti.
Edebiyat
Çevre kilisesine bağlı dindarları yöneten ve ölen bir insanın son nefesini duyan en basit bir köy papazı bile benim gibi düşünür. Sefaletin ne yetkin bir şey olduğunu kanıtlamaya girişmeden önce, onu iyileştirmeye çalışır."
Edebiyat
"Eğer mutlak güçte bir Tanrı'ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı. Ama dünyada kimse, hayır kimse, Tanrı'ya inandığını sanan Paneloux bile, böyle bir Tanrı'ya inanmıyordu, çünkü kimse kendini sonuna kadar Tanrı'nın ellerine bırakmıyordu ve bu açıdan Rieux, yaradılışla olduğu gibi mücadele ederek, en azından kendisinin gerçeğin yolunda olduğuna inanıyordu."
Edebiyat
Genel yıkılmışlık duygusu içinde, aşkın bencilliği onları koruyordu ve vebayı ancak ayrılıklarının sonsuza kadar uzaması tehlikesi çerçevesinde düşünüyorlardı. Böylece salgına soğukkanlılık sanılabilecek esenlikli bir duygu kattılar. Umutsuzlukları onları paniğe kapılmaktan kurtarıyordu, mutsuzluklarının iyi bir yanı vardı. Örneğin, bir insan hastalığa yenilse de, hemen hemen her zaman, dikkat edecek zaman bile bulamadan oluyordu bu. İçinden bir gölgeyle yaptığı uzun söyleşimlerden uzaklaşıp doğrudan toprağın en yoğun sessizliğine atılıveriyordu. Hiçbir şey yapmaya zamanı olmuyordu.
Edebiyat
Reklam