"En iyisi konuşmak". Ama yeteneksizce konuşacaktım... yani çok, çok, çok konuşacak, üstelik de söylediklerimi telaşla, aceleyle söyleyecektim, sonunda da her şeyi o arada kendi kanıtlarımı da birbirine öyle bir karıştıracaktım ki dinleyicim ya umursamadan omuz silkip sözlerimin sonunu beklemeden yanımdan uzaklaşacak ya da söylediklerimin hepsine tükürüp boş verecekti. Sonuç: aynı anda üç kazanç birden: insanlar saflığınıza inandılar, bir; sizden bıktılar, iki; söyledikler inizden hiçbir şey anlamadılar, üç! Bu durumda tek bir Tanrı'nın kulu sizin gizemli birtakım işlerin içinde olabileceğinize ihtimal vermeyeceği gibi, böyle bir iddiada bulunacak kişiye de aklından zoru var gözüyle bakar.
Giyotine bu kadar önem vermeniz, ona böylesine tutkuyla sarılmanız da herhalde kafa kesmenin daima kolay, kafa içinde bir düşünce geliştirmeninse daima zor olmasından!
-Dostum, -dedi,- gerçek hiçbir zaman gerçeğe benzemez, bilirsiniz değil mi? Onu gerçeğe benzer hale getirmek için ille de biraz yalan katmak gerekir içine. Herkes hep böyle yapar. Burada bizim anlamadığımız bir şey var belki de?