Hep öyle yapardı: Önünde boyun eğmediğimde beni hayatından dışlardı, cezalandırırdı, güzel bir kitap yazmış olma keyfimi kaçırırdı. O kadar öfkeliyim ki. Şimdi bu kendini silme olayını sahneye koyuşu da beni meraklandırmanın ötesinde bir de kızdı-nıyor. Belki de küçük Tina'nın ilgisi yoktu, belki onu hem -çok dirençli bir şekilde- dört yaşındaki küçük bir kız hem de -daha seyreltilmiş bir şekilde- bugün İmma gibi otuz yaşındaki bir kadın olarak rahatsız etmeyi sürdüren hayaletin de ilgisi yoktu. Daima ve yalnızca biz ikimizin ilgisi vardı: Onun doğasının ve koşulların veremediklerini benim vermemi isteyen o, onun beklediğini vermeyi başaramayan ben; yetersizliğime öfkelenen ve inadından kendine yaptığı gibi beni de hiçe indirgemek isteyen o, aylar, aylar boyunca oturup ona sınırsızlanma yaşamayan bir form vermek için onu döven, onu sakinleştiren ve bu şekilde kendimi de sakinleştirmeye çalışan ben.
Yazmak için bir şeylerin senden sonra hayatta kalmasını arzu etmek gere-kir. Bense yaşama arzusu bile duymuyorum, hiç sendeki o güçlü duyguya sahip olmadım. Kendimi şimdi silebilsem, tam șu anda konuşurken bunu yapabilsem ne kadar mutlu olurdum. Nerede kalmış oturup yazı yazmak."
Torino yıllarında -beni işe alan küçük ama umut vaat eden yayınevini yönettiğim sürece, kendimi güvenilir bir kişi olarak hissettiğim, onlarca yıl önce Adele'nin benim gözümdeki konumundan çok daha kudretli bir pozisyondayken- bu kesin düşünce bir dilek, bir umut haline dönüştü.