Ayşe Sayım

Başta bir çok yayıncıdan olumsuz yanıt aldım, çocukluğumu anlatmış olsam da yazdıklarıma kimsenin inanmayacağını söylediler. Tuhaftı, bu editörler anlattıklarımın o kadar uzağındalardı ki benim gerçekliğimin var olmadığını, bir zamanlar olduğum çocuğun var olmadığını düşünüyor, Fransa’da bu kadar yoksulluk ve şiddetin var olamayacağını söylüyorlardı.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Orası öyle de ben Fransa’nın kuzeyinde büyüdüm, bizim oralarda insanlar elleriyle yemek yiyor, sıra dişlere gelinceye kadar! Bunu söyleyip zorla da olsa güldüm ama içimden ağlıyordum.
8/10
·176 syf.··
2026 17. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 10:05
Uzun zamandır Annie Ernaux okumuyorum. Acaba aramıza bir mesafe girmiş midir diye endişe ile aldım elime kitabı. Her yazarın, her kitabın okurluk serüvenimizde bir “zamanı” vardır ya hani, ya da öyle olduğuna inanırız. Neyse ki düşündüğüm gibi olmadı. Daha ilk sayfasından itibaren kitap beni o bilindik atmosferin içine çekti. Neticede bu Annie Ernaux’nun kalemiydi. Alıştığımız Ernaux eserlerinden farklı bir kitap bu. Bu sefer kolumuzdan tutup tüm o eserlerinin arka planına, işin mutfağına götürüyor bizi yazar. Bu bir yazarın üretme günlüğü, ya da belki üretememe. Eserlerini ortaya koyarken ne kadar zorlandığını, düşünsel üretimin ne kadar sancılı olduğunu kaleme alıyor. Annie Ernaux gibi özkurmaca alanında üreten yazarların eserlerini okuyanlar en az bir kez aklından şunu geçirmiştir diye düşünüyorum: “ne var, bunu ben de yazarım”. Ama aslında öz kurmaca yazılması belki de en zor yazınsal türdür. Çünkü kendi içine, geçmişine, en travmatik anılarına bakabilme gücünü gerektirir. Marguariet Duras’ın dediği gibi : “insan yazdıklarından güçlü olmalıdır”. Bu kitapta dile getirdiği yazma zorluğuna eserlerinde de sık sık değinmiştir. Mesela annesinin ölümünden sonra yazmaya karar verdiği Bir Kadın’da kısacık hacmine rağmen kitabı bitirmesinin ne kadar uzun zaman aldığına değinir ve şunu söyler: “bana kitap ne zaman bitiyor diye artık sormayın”. Annesinin içinde yer aldığı tüm zamanları zihinsel olarak geri çağırmanın ağır yüküdür onu yavaşlatan. Kızın Hikayesi’ni yazabilmek için ise tam 50 yıl beklemiştir. Çünkü bu, belki de bütün hayatını değiştiren ilk gençlik travmaları ile yeniden yüzleşmek demektir. Hasılı, Ernaux’un yazınsal geçmişine şöyle bir göz atmış oluyoruz bu kitapta. Seni çok seviyorum Ernaux. İyi ki var oldun, iyi ki yaşadın, iyi ki yazdın ve iyi ki okuduk,
Karanlık AtölyeAnnie Ernaux · Can Yayınları · 202585 okunma

Ayşe Sayım

, bir kitap okudu
8/10
·176 syf.··
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 10:05
·
2026 17. kitabı
Annie Ernaux
6.4/10 · 85 okunma
8/10
·336 syf.··
2026 16. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 09:01
“Uyanık olduğunda düşünmeye cesaret edersin ama düşündüklerini yapmaya cesaret edemezsin, rüya alemindeyse farklı, hem düşünmeye hem de düşündüklerini yapmaya cesaretin oluyor. Düşmanın mı var gidip intikam alıyorsun. Öldürmek istediğin biri mi var gidip öldürüyorsun.” Aylardan Haziran. Çin’de dağ eteklerinde bir köyde bir gün güneş hiç doğmuyor. İnsanlar sanki gün doğmuş gibi işlerini yapmaya devam ediyorlar. Çoğu aslında uyanık değil; sadece uyurgezer. O noktadan sonra olup biteni 14 yaşındaki anlatıcımız Li Niannian’ın ağzından dinliyoruz. Li’nin anne babası cenaze levazımatçısı, dayısı da ölülerin yakıldığı bir krematoryum işletiyor. Kasabayı saran uyurgezerlik sıra dışı olayları da beraberinde getiriyor. Uyurgezerlik nedeniyle insanlar bilinçlerinden kopuyor. Deyim yerindeyse vahşi doğaları ortaya çıkıyor. Artık düşündüklerini ve hissettiklerini, ahlaki ya da hukuki sınırları umursamadan hayata geçiriyorlar. Mesela bir adam kendisine benzemeyen çocuğunun kendisinden olmadığını düşünerek uyurgezerlik halindeyken çocuğu ve karısını öldürüyor. Bir başkası güzel bulduğu bir kadına tecavüz ediyor. Hatta iş öyle bir noktaya geliyor ki bazıları uyurgezerliği bahane ederek uyanıkken bile suç işlemeye başlıyor. Sonra bir gün Li ve cenaze levazımatçısı babası güneşi geri getirmenin yollarını aramaya başlıyorlar. Roman bana Jose Saramago’nun Körlük romanını hatırlattı. Tıpkı onun gibi alegorik tarzda, zekice kurgulanmış bir eser. Bilinç dışı düzeyde insanların nasıl vahşileşebileceğini incelikli bir kurgu inşa ederek anlatmış yazar. İşin ironik yanı insanların bir takım ahlak dışı eylemleri uyanıkken de ama gözlerin görmeyeceği şekilde yapıyor olması. Mesela krematoryumcu dayı daha çok para kazanmak için bir lobi oluşturup ölülerin gömülmesini yasaklatıyor. Hatta yakma
Güneşin Öldüğü GünYan Lianke · İthaki Yayınları · 2022265 okunma