Ayşe Sayım

DDR’nin toplumsal kısıtlamalarının görünürlüğü arttıkça, Doğu Almanya’dan Batı Berlin’e insan akını da düzenli biçimde artar. 1958’de, günde yüz kişi ülkeyi terk etmeye başlamışken, Sosyalist Birlik Partisi (SED)’nin Genel Sekreteri Walter Ulbricht “Cumhuriyet’ten kaçış”ın bir suç olduğunu söyler ve Batı Almanların nelerden yoksun olduklarına dair hikâyelerin yayılmasını sağlar. Ancak bunun dışarıya akını durdurma yönünde hiçbir etkisi olmaz: kaçmak, U-Bahn’a binip iki durak gittikten sonra Batı Berlin’e varmak kadar kolaydır. Mülteciler çoğunlukla nitelikli işçiler, meslek sahipleri ve yeni mezunlardır; Richie’nin ifadesiyle, Batı Almanya’da kolayca iş bulabilecek olan “Doğu Alman gençliğinin elitleri”dir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Düzgünce çıkarılmış sonuçlar ve derli toplu özetler yok burada; metin, şehrin kendisi gibi yayılıp ilerleyen, ele avuca sığmaz bir yapıda. Mekân aynı kalabilir, fakat perspektifteki ve verilerdeki küçük bir değişim, bildiğinizi sandığınız şeylere ilişkin anlayışınızı dönüştürebilir. Saklanmış şeyleri görünür kılmak, hakkında konuşmaktan utandığımız o şeyleri ortaya çıkarmak… Berlin’in kimliğini bir demir gibi döven ve şehrin yeraltı sularına sızan şiddetin, travmanın, siyasi entrikaların farkına varmak.
Duvar’ın yıkılışının otuzuncu yıl dönümü geçen yıl kutlandı ve Berlin gazeteleri bu konuda analiz ve söyleşilerle doluydu. Bir arkadaşım, eski DDR’de büyümüş, yaşıtım olan bir kostüm tasarımcısı, Süddeutsche Zeitung’a bir mülakat verdi. Mülakatta, 1996’da Berlin’e taşınmasından, şehrin ona sunduğu özgürlükten, verdiği heyecandan ve Selbstentfaltung’dan, yani kişisel gelişim imkânından söz ediyor. Ama aynı zamanda, “göçmen geçmişi”nin nasıl hâlâ her gün kendisine hatırlatıldığını da anlıyor: “Sık sık ‘Bir Doğu Alman için gerçekten uzun bir yol katetmişsin’ diyorlar bana,” diyor. “Mesaj hep şu: Neden şikâyet ediyorsun? Buranın bir parçası olmana izin verildiği için mutlu ol.”
“Sanki biz Doğu’da taş yiyormuşuz gibi davranmıyorlardı,” diyor biri, yeni gelenlerin üzerine muz ve kahve boca eden Batı Berlinlilerin küstah tavırlarından yakınırken. Başka bir kişi, Duvar’ın diğer tarafında kendilerini karşılayan şeyle hüsrana uğramış: “Batı Berlin inanılmaz derecede bunaltıcı ve eli sıkı bir şehirdi,” diyor, “felaket derecesinde kötü giyinmiş insanlarla doluydu. Kurfürstendamm’ın göz kamaştırıcı bir yanı yoktu.” Öte yandan, Kreuzberg’de oturan bir Batı Berlinli, bu tarafa akın eden Doğu Berlinlileri “aptal” buluyor: “Bok gibi görünüyorlardı, aptalca davranıyorlardı ve akşam olduğunda bütün dükkânlardaki meyveler satılıp bitmişti.”
Wolf, Wendelhälseyi, daha şimdiden başını başka yere çevirerek sosyalizmi terk eden “boynu uzunlar”ı kınyor. “Her duruma hızla ve kolaylıkla ayak uyduran, her durumda maharetle iş gören, her durumdan nasıl faydalanabileceklerini bilen” kişiler onlar. Bu kişilerin İngilizcedeki karşılığı turncoats [dönekler] olurdu.