Burada Alman tarihinin bu dönemini ele alıp bana ait olmayan bir geçmişi eşelemem, kendi utanç dolu duygularımı — “Kendini ne sanıyor?” türünden hisleri — de açığa çıkarıyor. Biz İngilizlerin kendimize has bir bastırma, ilikleme ve ağzımızı sıkı tutma üslubumuz var. İngiltere’de ulusal utancın ortak sebepleri, imparatorluk geçmişi ve sömürgeciliğin günahlarıyla bağlantılı ya da daha yenilerde, Avrupa Birliği’nden ayrılma kararıyla ilgilidir. Kendi bedenlerimizden de, epeyce, Almanya’da olduğundan çok daha fazla utanıyoruz. Mesela bir İngiliz plajında insanın üzerindeki her şeyi çıkarması genel olarak kabul görmez. Fakat İngiliz utanç duygusunun kökleri büyük ölçüde sınıfsal yapıya uzanır.
Utanç garip bir konu. Kendi derinlerinizdeki bataklığın içinde neler barındırdığını düşünmeksizin bir başkasının utancına suçlayıcı bir edayla parmak sallayamazsınız.
“Her hükümet, kendinden önceki hükümetlerin; her ulus da geçmişin fiilleri ve kabahatlerinin sorumluluğunu üstlenir.”
Hannah Arendt, Kötülüğün Sıradanlığı
Kadınlar kesin biçimde kamusal alanın ve eril üretim âleminin dışında tutuluyordu; sadece evdeki düzenin sürdürülmesine ve çocuk yetiştirmeye dönük, tamamen kapalı kapılar ardında devam eden, sessiz ve sürekli bir sorumlulukları vardı. Die Deutsche Frau schminkt sich nicht, diye buyuruyordu rejim: Alman kadını makyaj yapmaz. Neredeyse görünmez hale getirilmiştir.
Dizlerimi titreten bir korkuyla seviyorum Berlin’i; yarın ne yiyeceğimi bilmiyorum ama umurumda değil — Potsdam Meydanı’ndaki Josty’de oturuyorum, mermer kolonlarla çevrili etrafım, alabildiğine geniş bir yer burası.
Yalancı İpek Kız