Kapı kapandığı zaman, Jose Arcadio Segundo, savaşın
sona erdiğine inandı. Yıllarca önce Albay Aureliano
Buendia savaşın insanı nasıl büyüleyen bir yanı olduğunu
ona anlatmış, kendi başından geçen sayısız örnek
göstermişti. Jose Arcadio Segundo ona inanmıştı.
Oysa askerlerin kendisini görmeden yüzüne baktıkları
gece son birkaç ay içindeki gerginliği, hapishanedeki sefaleti,
istasyondaki paniği ve ölülerle dolu treni düşünen
Jose Arcadio Segundo, Albay Aureliano Buendia'nın ya
sahtekar ya da geri zekalı olduğu sonucuna vardı. Albayın
savaşta neler duyduğunu anlatmak için öyle uzun
uzun konuşmuş olmasına anlam veremiyordu. Çünkü
bir tek söz yeterliydi: korku.
Amaranta, Albay Aureliano Buendia‘nın süs balıklarıyla yarattığı kısır döngünün nedenini işte o zaman anladı. Dünya, Amaranta‘nın yalnızca teninde sürüyordu artık, iç benliği tüm kötülüklerden arınmıştı. Amaranta, bunu yıllarca önce kavrayamamış olduğuna üzülüyordu. O zaman anılarını arıtabilir, evreni yeni bir ışıkla baştan kurabilir, akşamüstüleri Pietro Crespi’nin lavanta kokusunu ürpermeden hatırlayabilir ve nefret ettiği ya da sevdiği için, yalnızlığın ne demek olduğunu bildiği için, Rebeca’yı o sefaletten çekip kurtarabilirdi.
Bir yığın kuşku ve kesinliği, bir yığın tatlı ve tatsız olayı, bir yığın değişikliği, felaketi ve özlem duygusunu Macondo’ya bu sapsarı, masum tren getirdi.