“İnsanların akıllarında dönüp duran düşüncelerin batıl ve gereksiz bir doğası olduğunu; görüşlerinin sığ, duygularının değersiz, yargılarının saçma, hatalarının da sayısız olduğunu gerçekten kavrayabileceğimizde ve tüm bunlara dair yeterince bilgi sahibi olduğumuzda, bize gerekli olan kayıtsızlığa erişmiş olacağız… İşte o zaman, başkalarının görüşlerine fazlasıyla değer veren kişinin, aslında onlara hak ettiğinden fazla şeref bahsettigini anlayacagiz,” Demişti Schopenhauer.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Avrupalılar Hotantolara, neden Çekirgeleri yedikleri halde vücutlarında bit görmeye dayanamadılarını sorduklarında aldıkları cevap tam da bu olmuştur. Gelenek böyle, diye açıklamışlar da durumu.
Edebiyatın dalgalı sularında yüzerken felsefe okumaya nasıl da susadığımı fark edememişim. Bu kitap okurluk yolculuğumdaki en güzel duraklardan biri oldu. Şunu söylemeliyim ki; Alain de Botton bu çağın en derinlikli, en kıymetli filozoflarından.
Yazarımız 21. Yüzyılın en çok okunan düşünürlerinden biri. Daha evvel kitap kulübümüzde Aşk Dersleri kitabını okumuştuk. Fakat İngilizce baskısından okuduğum için eserin kabuğunu kıramadım. Bu da yazarla arama ister istemez bir mesafe girmesine neden oldu. Bu kitap da kitap kulübümüzün seçkisindendi. İtiraf etmeliyim ki kendi başıma böyle bir seçim yapmazdım. Çünkü içinde felsefe geçen her hangi bir şey cesaretimi kırıyor. Belki kendime güvenmiyorum, belki de hırpalanmaktan korkuyorum. Bu bana Nietsche’nin aşıladığı bir korku.
Neyse; olmadı yarım bırakırım diye başladım ama farkında bile olmadan kitabın sonunda buldum kendimi. Aşk derslerini saymazsam bu eser benim Botton’dan özümseyerek okuduğum ilk kitap ve ben daha ilk kitaptan onun felsefi derinliğine ikna oldum.
Kitapta bize altı teselli sunuluyor;
-Toplum Tarafindan Kabul Görmemenin Tesellisi (Sokrates)
-Yeterince Paraya Sahip Olmamanin Tesellisi (Epikuros)
-Düş kırıklığının Yaşamanın Tesellisi (Seneca)
-Kendini Yetersiz Hissetmenin Tesellisi (Montaigne)
-Kırık Bir Kalbin Tesellisi (Schopenhauer)
-Zorluklar Yagamanin Tesellisi (Nietzsche)
Her bir bölümde adı geçen filozofların hayatlarından kesitlerle söz konusu temalara açıklık getiriyor yazar. Hem filozofların hayatlarına, hem de düşünce yapılarına bir bakış atmış oluyorsunuz. Seneca ve Montaigne benim hayatımın tam ortasında yer alan iki düşünürdür. Her ikisinin de kitaplarını baş ucu kitabım sayarım. Sokrates’in dünya görüşlerine de Platon sayesinde birazcık aşina olduğumu söyleyebilirim. Epikür ve
Kitap hakkında uzun uzun konuşabilmeyi çok isterdim fakat kitapta anlatılanları yeteri kadar iyi anlamadım. Çünkü bu aslında bilimsel bir makale. Tabiri caizse boyumu aşan bir su birikintisi, pardon, okyanus demeliyim belki de. Bu temayı anlamam için anlatıya bayağı bir su katılıp inceltilmesi gerekiyor.
Neyse, içeriğe geleyim. Konunun merkezinde acı yer alıyor. Günümüz toplumunun acıya bakış açısı üzerine kurmuş anlatısını yazar. Acı korkusu, acıdan kaçış, daimi mutluluğun mümkün olup olmadığı, dahası böyle bir beklentinin anlamlı olup olmadığını ele alıyor. Geçmişten günümüze acının evrimini, ve bizim onu ele alış biçimimizi örnekler aracılığı ile irdeliyor. Anladığım şey şu ki; acıdan kaçmak yerine ona hayatımızda yer açmalıyız. Bu bana biraz Nietzsche’nin acıya bakış açısını anımsattı.
Bu yazardan okuduğum ikinci kitap oldu. İlk okuduğum kitabı Yorgunluk Toplumu’ydu ve en az Palyatif Toplum kadar ağır bir kitaptı. Doğrusunu söylemem gerekirse yazardan başka bir kitap okumayı düşünmüyorum, çünkü anlattıkları beni aşıyor. Eğer bir tavsiye vermem gerekirse de, kitapları okurken konuya dair ek yazı veya videolardan da destek alınabilir. Böylece mevzu daha iyi anlaşılmış olur.
Palyatif ToplumByung-Chul Han · Metis Yayınları · 20244,368 okunma